Bazen görünen göründüğünden ibaret olmaz. Şüphesiz ki her olayın ve hadiselerin arkasında nice hikmetler ve sırlar gizlidir. Allahın öyle kulları vardır ki bizzat O’ndan emir alır ve yerine getirir. Bu emirler bazen anlaşılamaz. Buna Kur’an’da güzel bir atıf vardır (Kehf Suresi); Musa ile Hızır’ın Kıssası…
Ne diyor kıssada: Bir gün Hz. Mûsâ Hızır’a ondan ilim öğrenmek için geldiğini söyleyince, Hızır “Sen benimle beraberliğe sabredemezsin” der. Mûsâ da, “İnşallah, beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem” diye cevap verir. Hızır, “Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” diye uyarıda bulunur.
Derken bir gemi gelir, gemiye biner binmez Hızır geminin tahtalarından birini söküp çıkartır. Mûsâ ona kötü bir iş yaptığını söyler. Hızır, “Sana, benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi?” der. Mûsâ verdiği sözü unuttuğunu söyleyerek özür diler. Sahile çıktıklarında Hızır, sahilde oyun oynayan çocuklardan birini öldürür. Mûsâ ona, mâsum bir cana kıymanın kötü bir davranış olduğunu hatırlatır. Hızır, “Sana benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi?” der. Mûsâ, “Bundan sonra sana bir şey sorarsam bir daha benimle arkadaşlık etme” diye cevap verir ve artık mazeret gösteremeyeceğini söyler. Nihayet bir köye gelirler ve köy halkından yiyecek isterler. Fakat köy halkı onları misafir etmez. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır duvarı düzeltir. Mûsâ, “Onlar bizi misafir etmediler … dileseydin, bu yaptığına karşılık onlardan bir ücret alırdın” der. Hızır, Hz. Mûsâ’nın son müdahalesinin artık ayrılma sebebi olduğunu, yolculukları esnasında yaptıklarının sebeplerini anlatacağını bildirir. Bunlar Kehf Suresi 79-82. âyetlerde bildirilen sebeplerdir. Hızır der ki: “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu delerek kusurlu hale getirmek istedim. (Çünkü) onların gideceği yerde her (sağlam) gemiyi gaspetmekte olan bir kral vardı.
﴾79﴿ Gence gelince, onun anne babası mümin kimselerdi; gencin onları sonunda azgınlık ve nankörlüğe düşürmesinden korktuk.﴾80﴿ Böylece istedik ki, rableri onun yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.(81)
Duvara gelince o, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir define vardı; babaları ise iyi bir adamdı. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”﴾82﴿
Resûlullah buyurmuştur ki: “Allah, Mûsâ’ya rahmet eylesin. Ne olurdu sabretseydi de Allah onların haberlerini bize daha çok anlatsaydı (geniş bilgi için bk. Buhârî, “Tefsîr”, 18/2; Müslim, “Fezâil”, 170-172).
Şerri hükümlerle Hızır’ın yaptıkları büyük günahtır. Bu doğrultuda şeriatten yani görünen ile baktığımızda Hızır bir katil, hatta canidir. Musa’da görünenlerden öteye geçemeyip sabredemeyerek Hızır’ı yargılamıştır. Elbette bir cana kıymak günahtır. Bir mala zarar vermek kabul edilemez. Ancak bu görünendir. Bir can olarak bunları işleyen elbette hesaba çekilir ve günahlarının karşılığı ne ise onu bulur. Ancak Hızır’a böyle bir yargılamada bulunmaz. Çünkü Hızır O’nun yakine gelmiş kullarındandır. Doğrudan hizmetle vazifelendirilmiş, teslim olan ve O’nun Varlığı ile müşerref olmuş kullarındandır. Yapılan günah gibi görünen her eyleminin aslında bir hikmeti vardır.
Hızır kıssada açıklar, sadece şeriatten bakan yani hakikate varamamış kullar buna sabredemez. Çünkü bu kolay anlaşılabilir bir şey değildir. Bu âlemin nizamı için bazı eylemler gerekir. Nizamın koruyucu kulları tarafından yapılması gereken eylemler bir insan için kabul edilemez, kötü eylemler gibi algılanabilir. Bu bakış sığ bir bakıştır. Sığ bakış ile bakanlar anlayamadıkları ya da kendi tabularına uygun olmayan kabul edilemez eylemler üzerinden hüküm verir ve doğrudan bu Nizam’ın koruyucu kullarını gafil, günahkar, deli ya da cani olarak nitelendirip hüküm verirler. Ancak her şey O’nun emri üzerine işlemektedir. O kullar O’nun emirlerini yerine getirir. Tıpkı Hızır gibi… Bazen bir gemiyi deler. Batırır. Bazen bir can alır. Katil diye anılır. Bazen bazı karanlık işleri örter ya da işler ancak hepsi bir hayra işaret olarak vuku bulur. Bu âlemi varlığın güzelliklerinin ışıldaması için bazen karanlıklar çökmesi gerekir. Bunun için âlemin bekçileri tayin edilir. Hani denir ya bazen bilemezsin hayatın alt üst olur ama belki alt senin için en hayırlı ve iyi olacak olandır. Nitekim sabır gerekir.
Hani der ya Hızır: sen sabredenlerden olacak mısın? Diye… En kabul edemediğin yerden vurur seni belki yaşadıkların ancak o soruya muhatap olman içindir belki de… “ Sen sabredenlerden misin?”
Şüphesiz ki O sabredenlerin üzerine Varlığı ile örten ve sayısız nimetleriyle mükafatlandırandır. Hele talipliğin onun ilmine ve hakikati varlığına ise öyleyse senden beklenen sabredenlerden olmandır.
Son söz: Bazen O’nun kulları Hızır diye görünür bazen de Mısri, Nesimi, Mansur diye anılır. Öyleyse onlardaki hakikati hikmeti anlayacak idrak yok ise sende boşuna yargılayıp düşmeyesin gaflete…

