Her nefes bir ilimdir, yeryüzü ve dahi gökyüzü Allah’ın eseridir, beklenen R’Ahmet Hû diyen gönüllerindir, an deminin feyzi ve bereketi ehl-i zikrine erenlerindir..
İnsan ilim üzre yaşar, ilim üzre hayy’at bulur.
Nefesteki ilim, insanı yaşamdan hayy’ata bağlayan görünmez bağdır.
Nefesin ilmi yönden kıymetini bilenler zikir ehl-i olanlardır, zikir manâsını nefesin ilminden alır.
Her nefesi zikre döndürmek değil, her zikri nefese döndürmek lazımdır, İnsan zikredilmiş bir varlıktır, OL zikri ile yaratılmış İ’ns’an-ı alem, her nefeste bu zikrin içinde tekrar yaratılmaktadır.
Yaratılışın hikmeti Allah’ı sıfatları ve fiilleri üzerinden zikretmek anmaktır, Allah’ın fiillerini, isimleri yani sıfatları münasabetiyle tanımak, sıfatlara ehl-i’yet kazandırılmakla mümkündür.
Zahiri yaşamın içinde yaygınlaşan kişisel isimlerimizin manâlarını ve neye çağrışım yaptıklarını gidip ustasından öğrenmeye meyilli hale gelmişiz.
Peki insan isimlerine verilen bu kıymet ve değeri Allah’ın isimlerine de verebiliyor muyuz?. Ustasını arayıp bulup öğrenmeye talip oluyor muyuz?..
İlim R’Ahmet’in kendisidir ki, hiç bir R’Ahmet peygamber bu kudretli kazancı dünyanın süsüne, altın ve bilimum zahiri servete eş görmemişlerdir.
İnsanoğlu bilgiyi satın alabilir lakin ilim Allah’ın R’Ahmet lûtfu oluşundan ne satılır ne de haşa bir takas söz konusu olabilir.
Nice peygamberlerin/nebilerin ve Râsûllerin ince ve sağlam tepkisi olan bu kelâm gönlü uyanmışlara müjdedir, “bizim ecrimiz Allah tarafından ödenmektedir”.
İlmi ve ezbere dayanan bilgiyi ayırt etmek günümüzde çok basittir, satın alınan hiç bir bilginin ve eğitimin Allah ilminin yolu olmadığını göstermektedir.
İlim parayla satılmaz, parasız alıcısı olmaz.
Bunun en açık örneği kur’an’ı okumaktır.
Mürşid varlığıyla okunan Kur’an ile diğer okumalar bir midir?
Gözün okuduğu harf ile gönlün okuduğu harf bir midir?
Kulağın duyduğu ses ile, kulakları yaran kudretli sessizlik bir’midir?
Bir’i Âlim biri zâlim işidir.
Kur’an’da “biz kendimize zulm etmişiz” diyen de vardır, (zulüm zalimlikten gelmektedir) yine aynı Kur’an’da Allah’ın hidayete erdirdiği kulları vardır.
Yazılımı manâsı ile idrak etmek kur’an’ı içimize, merkeze alarak okumaktır. Merkez sen değilsindir, merkez içimizdeki Varlık’tır.
Zahiri isim okuma oluşumların/işlerin içine Allah girince haşa sanki yokmuş gibi, Allah’ın isimlerinden uzak kendi kişisel isimlerimize odaklanmayı tercih ediyoruz.
Halbuki bu merağın kaynağı Ru-Hû ilâhi’nin tek ismi olan Allah’ın içindeki sıfatlarını bilinmek namına yaratmış oluşundandır.
Zahiri isimlerin dahi manâsının olması Allah mührünün içindeki sıfatların manâlarına dönmektir, dolayısıyla her isim Hakk’ikat’te manâya verilen ad’dır.
Zahirde olduğu gibi batında da isimler bilinmeden manâ bilinemez yani üzerine konuşulup muhabbet edilemez.
Nefes varlığı her canlıda Rahman oluştur, nefesin hikmeti ilmi bilgisi yani öğretisi, eşref-i mahlukat olan İ’ns’an varlığına bağışlanmıştır.
Her canlının ve her zerrenin zikri Allah’tır.
Lakin İnsan varlığındaki hikmet batıni öğretiye dayalı manâları müşahade etmektir.
Dünya alemine müşahade alemi dense de, esas müşahade batını gören gözün açılımıdır, çünkü Hakk’ikat alemi baş gözün gördüğünden daha geniş ve yüce bir alemdir, öyle ki içinde nice alemleri barındırır.
Bir bitkin tek bir yaprağı dahi bir alemdir, ve zikredilen nice alem varsa İ’ns’an’ın Kendi kitabı içinde dürülüdür.
Bir yapraktaki alemi zikreden insan, o alemin dahi kendi içinde olduğunu idrak edecek olsa, kendi kitabında sayısız alemler olduğunun kanaatine varacaktır.
Ve bu alemleri dışarda aramanın iç zenginliğe iç keşfe giden yolda apaçık görünenin bir tuzak olduğunu kavrayacaktır.
Görünenin ötesine geçmek, öte’ki alem diyerek bildiğimiz ahiretin kendisidir.
Sonsuz olan batıni hayy’at ahiret ile başlar, yerzündeki alemlerden göklerdeki alemlere açılırsın. Gök’ten kast vücudun en tepe noktasındaki müşahade alanıdır, kafa içindeki görüntü kendi içinde açılmış, gönül düşünüp akl’eden ve tastik eden bir cevher haline dönüşmüştür.
Bu dönüşüm insanın iç aleminde hayy’at’a erince, erenler meclisine şahit tutulur.
Allah’ın vaadi ve muradı erenlerin yüzü suyu hürmetine tekrar deveran eder.
Gelişim ve değişim insanın fıtrat ve meşrebine göre değişir, lakin dönüşüm tekrar eden bir zikir gibi ayn’ıdır.
Ayân-ı sabite Hakk’ikat’i batıni görenin tek oluşundandır. Ayân-ı sabitede olanlar tek görür bir söylerler, bir ilk bölünmedir yani kesretin ilk hâli. Bu sebeple gören ve görünen tek, söyleyen ve söyleten bir’dir.
Tek’likten Bir Bir kesrete akarlar, okyanusun kaynağı tek, döküldükleri denizler farklıdır, lakin hangi denizden bir damla/nefes alırsan al aynı okyanusun/ilmin tadı vardır.
Akan pınar gören gözün hakkıdır, basir gördüğünden geri kalmaz, kim inanır kim inanmaz ona bakmaz, o gösterilenler üzerinden görenin şahadetine ermiştir. İzharın izahı zordur, Şahadet ehl-in’den ötesine açılmaz.
Kabına kadar vermez, kabı kadarını alır herkes. Kimsenin mesulu sorumlusu değildir, nerden geldiğini bilen oraya döner elbet, illâki O’na döndürülecektir herkes..
İnsan nesli topraktan geldi toprağa dönecektir, Muhammedî Ru-Hû R’Ahmet O’ndan geldi O’na döndürülecektir.
🌳🦋🌳

