O’nun hakiki kulları bu âlemde uyanıktır..
İnsanlar masiva ve dünyevi hevalarının peşinden koşmayı uyanıklık zannetmemelidir. Gece yarısı gelen ölüm, karanlığın aydınlığa yani rüyanın (yaşamın) hakikate dönmemiş halidir..
Kur’an-ı Kerim bu yanılgıyı, “Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir” (Muhammed/36.) diyerek açıkça ortaya koymaktadır..
A’râf/97 Ayet’ullah ise bu gaflet uykusunun dehşetini insanlığın yüzüne haykırır. “Yeryüzü halkı, azabımızın kendilerine bir gece vakti onlar uykuda iken gelivermesinden emin mi oldular?” Ayet’ullah’ın hitabı yeryüzü halkına’dır..
Seküler toplumun ve o topluma ayak uyduranların tamamını içine alan ayet’ullah, ne insanoğlu, ne inanan ne de başka bir hitapla ayet’ullah’ı açmaz, bunda idrak edenler ve hitaplar üzerinde düşünen topluluklar için öğüt ve ibretler vardır.
Geceden kast uyku halidir, geceyi bölenler (uyananlar) olduğu gibi, gece vakti o sûr’a uykuda yakalananlar da vardır. İnsan varlığında sûr yani kıyam’et alarmı her an çalmaktadır. Gecede bu sesi duyumsamak ve o iç varlığının sesine ulaşabilmek daha elverişlidir..
Nitekim “Gecenin bir kısmında da O’na secde et ve geceleyin O’nu uzun uzadıya tesbih et” (İnsân/26.) beyanı, bu elverişli vakitte uyanık kalmaya çağırmaktadır..
Herkesin uyuduğu, elin ayağın çekildiği ve gece uykusunu bölüp de yönelen kişi için o vakitler, dış dünyadan arınmak değildir, daha doğrusu bu dış dünya gibi lanse edilen esasen kişinin kendi bedeni ve fiziki yapısını inşa eden zihinsel (dünyevi alanı) aktivitelerden arınma sürecidir..
Gecenin bir bölümünde bu zihinsel aktivite istirahat haline geçmektedir, ki gecede o an’a yakalananlar, an’ın onları yakalanmasından ziyade, onların o an’ı yakalamasıyla vücûd bulmaktadır..
Hak’ikat ehli bilir ki, “Şüphe yok ki gece kalkışı, (kalp ve dil uyumu yönünden) daha etkili ve okuyuş bakımından daha sağlamdır” (Müzzemmil/6.)..
Gece zihin hem kendini onarmaya ve yapılandırmaya hem tüm organları yenileyerek bir arınma sürecine girer, bu batın süreci yani zahiri gibi görünen iç vücudumuz dahi kendiyle meşguldür ki gün içindeki hizmetini sağlıklı yenilenmiş bir vücûd olarak sunacaktır..
Zihnin yani gecenin örtüsü gecede kaldırılır. İç’sel varlığımızın yaratılışı (diriliş) ile, zahiri gibi görünen bu gecenin içinden yükselen yöneliş “mesajı aldım, kabul ettim ve uyguluyorum” diyerek kuldaki nih’ayet’in, dir’ayet’le hid’ayet’e kavuşmasıdır..
“Gecenin bir vaktinde kalkıp kendin için bir nafile (artı değer/kıymet) olarak teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırsın” (İsrâ/79.)..
Bu ayet’ullah’ın ikrârı, dirilişin ve hidayete kavuşmanın en somut işareti ve delilidir..
Bu iç’sel yolculuğa girenler için Kur’an’daki hitaplar da değişir. Hitaplar toplumsal olarak isimsiz gibi görünse de kişi o hitabın içinde kendi versiyonlarını görecektir.
Kur’an, hak’ikat’ten okuyan kişide muhataplık yaratır, geçmiş klişesi artık onlar için yıkılmıştır, an demine yönelik birçok ayet’ullah kişinin gönlündeki ışk ile varlığın düşüncesine yansır. Onlar her topluluğa seslenen ayet’ullah’ları kendi zihin topluluğuna çekerler, yöneliş ve yönlendirmenin has’ı Kur’an’ı Muhammedî idrak ile mümkündür..
İsra’nın hakikati yani “gece yürüyüşü” bu âlemde yaşarken öte âleme geçişin yürüyüşüdür. Bu âlem her an gecenin örtüsü altına bürünmüş olsa da, uyanmış kulları için Hakk-el yakinlik içindedir. O’nun o uyanık olan kulları gördüğü bu rüya âleminin tefsirini yaparlar, Hakk’a, Allah’ın Rahmet’ine yürüyenler bu âlem-i geceyi nûr ile yırtarak yol alırlar..HŞY

