10/35- Şöyle sor: “Allah’a ortak tanıdıklarınız arasında doğru yola ulaştıran biri var mı?” De ki: “Doğru yola ulaştıracak olan yalnız Allah’tır. O halde söyleyin: Doğru yola ulaştıran mı kendisine uyulmaya daha lâyıktır; yoksa elinden tutularak doğru yolun üzerine bırakılmadıkça kendiliğinden yolu bulamayan mı? Öyleyse size ne oluyor? Nasıl böyle yanlış hükümler verebiliyorsunuz?”
Mürşid-i Kâmil varlığına yönelmek doğru yola yönelmektir, yönelmek ile o yolun içine ulaşmak farklılık gösterir.
O’ Allah ki doğru yol üzre olanları sizlere gösterir, siz de bakarsınız.
Yolun içine alacak olan yalnızca Allah’tır, ki nimetlerini yoluna aldıklarından bağışlar.
Allah’ın derğahına gelip sadece masiva konuşan insanları gördün mü?
Allah’ın dergâhına gelip birbirlerine sert tavır sergileyip, Allah’ın selâmını vermeyip, sırtını dönüp gidenleri gördün mü?
Biliniz ki Allah’ın dergâhı içinizde taşıdığınız gönüllerinizdir ve her döndüğünüz surette nefsi istekleriniz yüzünden sevmediğiniz biri dahi olsa, o kişide bir gönül vardır. Ama boştur ama doludur o gönül, bunu hanginiz bilebilir?
Bir Mürşid’in yanında yıllarını geçirip ona yönelenleri gördün mü?
Uzun yıllar doğru yol üzre olanın yanında olup Mümin’lik üzre imana ulaşmış can var mıdır?
Belki gönlündeki Hakk’ı ayân beyân göremeyiz fakat, dili ve tavrı kimin Hakk üzre doğru yolda olduğunu gösteren en büyük emmaredir.
Mürşid varlığı burada yaşantısıyla ibretlik ve örneklik taşır, “hiç ibret almaz mısınız” ayet’ullah’larını başka nasıl okuyup idrak edebiliriz.
Mürşid’in Selâm’ını esirgemediği insanlara sırtını dönmek dergâh/gönül içinde hoş değildir, elbet her can dilediği gibi davranabilir, doğru yol diyorsak eğrilikleri minumuma indirmek gereklidir. Yoksa biz İslâm’ı, barışı, teslimiyeti dergâhımızın dışına nasıl taşıyabiliriz?
Doğru yolun hikmeti her canda doğruluk bulmak değildir, eğriyi içinde barındırmak o eğrilikten doğruluk sunmaktır.
Birbirine bağlılık sadece muhabbet ile olur, muhabbet’ullah olursa bu Rahmân olan nefesin birleştirdikleridir ve Allah’ın birleştirdiklerini ayırmaya kimsenin gücü yetmez.
Resûl olan varlığın dahi iç âleminde bâtında bir yönlendiricisi vardır. Onlar zâhirden kendilerine bir yönlendirici aramazlar, onlar yalnızca Allah’a kulluk ederler ve Allah’a kulluk etmemizi dilerler. Resûl-ü Mürşid kendine yöneleni elinden tutup Allah’a götüremez, elini vermesi yolu işaret etmesidir ki o eli tutan sensin ey can.
Mürşid’in bir canın elini tutması onun için bir şey ifade etmez, yalnızca can o yola içtenlik ve samimiyet ile girmişse aralarındaki bağ dostluk bağına döner ve ilişki köprü misali kurulmuş olur.
Mürşid-i Kâmil zâtında köprüdür, üstünden geçmek müridlik gerektirmektedir. Şimdi Mürşid’in altındaki postu yeniden düşünelim, nefsani düşüncelerini ayaklar altına alarak her candaki Hakk’ı gözetmektedir.
Kâmil Mürşid Hakk’ın ile tanışmanı, gece gündüz O’nu anmanı, kötülüklerden ve haramdan uzak durmanı, argo konuşmaların ve dahi gıybet içeren konuşmalardan nefesini men etmeni telkin eder. Ya hû düşünün ki Ru’Hû ilahi nefes ile ağzımızdan neler çıkmaktadır, nefesin bilincinde ve idrakında olmak hayati derecede şarttır.
Iyi haller Allah’ın doğru olan yoluna ulaşmak için ilk basmaklardır. Nefsi terbiye yolundaki ilk öğreti nefesin terbiye etmesidir ki, ağzımızdan O’nun namına dökülen her söz sahibine geri dönmektedir.
İçinde bulunduğun sıkıntıyı uzaklarda arama ey can, nefesin ile işlediğin amellerin sonucunu görmen ahiretini görmendir. Başımıza gelen her hadise bir önceki halimizle elimizin, dilimizin işlediği ahir’dir, ahir her işimizin neticeye ulaştığı son’dur. Her an ahir’de her an ahir’ete sülûk eylemekteyizdir.
Tabiki iyi hâl yetmez, Rahmân’ın nefesiyle muhabbet’ullah meclisine de katılmak gereklidir. Nefesin arınma yolu Rahmân’i muhabbet’ullah’ı içindeki nefes ile oluşturmandır. Özellikle bu batıni yolun vecibelerini dışarda aramamak gerekir, görüp girmek vaciptir.
Mürşid’in fiziken yanına gitmek için çaba harcayanlar, aynı çaba ve gayreti iç varlığındaki Rabb’ine doğru başlatmalılardır. Allah doğru olan yoluna yönelenleri içerden içeriye almaktadır.
İşte Rabb’imizin daima bizleri doğru yola yönlendirip orada muhafaza etmesi, Rabb varlığımıza içten tâbi oluşlarımızdır.
Dışarıdaki telkini içerdeki telkin ile birleştirip bütünleştirenler, Mürşid’in Mürşid’lik vasfının da yerine getirdiğinin kanıtı olacaktır.
Bir akşam veya her akşam ailecek evinizde oturuyorsunuz; evlatlarınız, torunlarınız, gelin, damat vs..Allah’ı Dost varlığıyla anıp, dostun muhabbet’ullah’ından zikir oluşturuyor musunuz?
Mürşid kisvesi (elbisesi) altında Dost kavramını mânen bilmeyenler olabilir, içinizden geldiği dilinizin döndüğünce anlatıp bir muhabbet’ullah sen de sunabiliyor musun?
İşte Allah sizleri böyle aramaktadır, Allah dostlarını dostlarının yolundan seçmektedir. Dost yoluna döndüğümüzün Hakk’ikat’i, Allah’ın varlığında sizlerin içinde yani gönül ve düşünce akışınızın içinde aranmaktadır.
“Beni an’ın ki Ben’de sizi zikredeyim” buyurması, Allah’ın her canı doğru yoluna çekmesi için vesileleridir.
Allah’a yakinleşmek için Dost vesile edilmedir, Rahmân’i nefesin muhabbe’tullah’ı ile köprüler kurulmalıdır. Bunların dışında olan o birleşmeler, konuşmalar, sohbetler Allah’ı arayanlar için uzaklaşma sebebidir.
“Mürşid’im bana neden uzak” demek Allah bana neden uzak, demektir. Biliniz ki zahiren yakınlık Mürşid’e, batınen yakînlik Hakk’a’dır..Tüm teşbihleri yerine getirip tenzihe ulaştıracak olan Allah’ın zâtıdır.
Zâhiren bir Mürşid’e olan biat, biliniz ki Allah’a biat değildir. Bu sadece bir yönlendirme bir bildirmedir. Biat’ın Hakk’ikat’i Hakk gönüllerinize ve oradan düşüncenize işleyecektir. Fakat dışardan içeriye girmek mecburidir.
Dost Mürşid’ini zikir, an’ma ve yakarış ile düşüncene doldur..doldur, doldur ki taşma noktasına gelsin, o taşan Allah’a sunduğumuz istek ve talebimizin içeriğidir.
Önce içine ak, düşünceden gönüle giden yolların açılısın. Yöneliş ile dolan düşüncemiz mutlaka gölüne akış yapacaktır, biliniz ki gönlü temizlemeden önce düşünceyi arındırmak gerekmektedir.
Akış daima yukarıdan aşağıyadır.
Gönüle akan temiz, halis düşünceler gönülü dönüşüm evresine sokar. Tabiki bu süreç bir cihad’dır ve hem düşünsel hem gönülsel cihadın gayretine muhtaçtır. Gönülün akışı yukarıyadır ki, bu senin miracındır. Gönlündeki akl’etme mekanizması beynindeki düşüncelerden daha arı durudur, gönül saf kaynaktır. Gönlün yücelişi varlığının yücelişidir, o yücelişte çok uzağa değil hiç uzağa gitmemektedir. Aklı ve düşünceyi bilinçli hale getiren gönül varlığının rücû eylemesidir..
Bu içsel oluşumda hangi dış etken eli bulunmaktır, suretleri asl’ının yerini almamalıdır. Ayet’ullah idrak ile akl’edenlere bir öğüt bir ibret sunmaktadır..HŞY

