Herkesle eşittir kıymetin..
Sen değilsin dünyanın merkezi, kendini bir şey zannetme. İnsanın bu dünyadaki en büyük mücadelesi kendiyledir, çünkü her şey iç’sel âlemi ol’an Ru’Hû nefesindedir. Şimdi harfler tersten değil, doğru okunmalıdır..
O’nun istediği hâller onun rengiyle boyanan hâllerdir. İnsan sabit olmayı diliyorsa kendindeki zıtları birlemelidir. İnsanda nefs olduğuna göre hâlin her iki zıt kutbu da bulunur. Kibir, benlikle bakanın kaçınılmaz hâlidir. O’nun kurduğu bu düzende kendini acz gör, çok konuşmak, öne atılmak mütevazilik değildir. Takındığın mütevazilik nefsindendir. Gerçek tevazu sükût’tur..
Okumak sadece harfleri sıralamak değildir. Okuyunca kulak vereceksin, can kulağını açacaksın ve kalpten dinleyeceksin.
Anlam dostun gönlüdür, gönüldedir, dostunu mihman eyleyeceksin..
Kaldır aradan ben’i, bulasın dost ile Sen’i, sükût eylesin an’ı, göresin kendinde İnsan’ı.
Cüneydi Bağdadi hazretlerinin temkin hâli karşısında hayrete düşerler. Olaylar ve hadiseler karşısında sakin ve sükût hâlinden bir an dahi ayrılmayan hazrete sorarlar bunun sebebini. “Şu karşıdaki dağa baktığında onları hareket etmez görürsün ama içinde nice kıyametler kopmakta..” buyurur hazret
İnsan sükut ile tefekkür ede ede telvinden temkine geçerse kendinde o “İnsan”ı bulur ki, O ben değildir O, içimdeki Sen..
Derviş, kapısında aman dilediği kâmil mürşidinin R’ahmet kollarının altında Allah yolunda onun himayesi altında yürümeye başlar. Başlangıçta biraz ürkek olan salik zamanla yolu ve yolun sahibini tanımaya başlar. Kendi fiil ve sıfatlarını mürşidinde eriten salik an be an mürşidine benzemeye başlar. Öyle ki artık sen ve ben kavramı kalkar BİR olunur. Salik kendinde yok, mürşidinde var olur. İşte o an’dan itibaren artık salik’in adı “Can” olur..
Çünkü can’ı mürşidine vererek mürşidiyle bir-can olmuştur. Ölmeden evvel ölmek noktası burasıdır. Cüz’ün küll’de erimesi, damlanın deryaya kavuşmasıdır..
Resûl’ullah Efendimiz’in yaşadığı Asr-ı Saadet devrinde kendilerini her şeyleriyle Efendimiz’e rapt eden ve O’nun için annesine babasına set çeken gençlerin hayatlarını çok iyi araştırıp okumalıyız.. “Annem Babam sana feda olsun” diyenler ne demek istemişlerdir çok iyi anlaşılması gerekir? Efendimiz’e bizzat canlarını mı vermişlerdir ya da anne babalarının canlarını mı vermişlerdir? Böyle söyleyerek her türlü işlerinin önüne Efendimiz’i koyduklarını ve Anne Baba evlat dahi olsa hiç bir şeyin onları Efendimiz’in yanında olmaktan alıkoymayacağını söylemişlerdir. Mal ve evlat Hakk’ın önüne koyulduğu an hakiki Can olunamayacaktır. Bu fani dünyaya ait hiç bir şey bizi Hakk’ı zikretmekten alıkoymamalıdır..
Mürşidini sevmek başkadır ama bir de anlayarak sevmek vardır ki işte o zaman mürşidin varlığına hakim ve vakıf olunur..
Bu mertebeye kendinde hiç bir varlık göremediğin, Mürşid ile bütün olduğun an ulaşılabilinir..
Hak’ikat, ne istediğimizi bilmede saklıdır. Ne istediğimizi bilmeliyiz ki eğer hakiki aşkı istiyorsak onun için her türlü fedakarlıkta bulunabileceğimiz, her ne olursa, hangi şartta olursa olsun O’nu savunabileceğimiz ve her şeyimizin önüne koyabileceğimiz hâl ile gösterilmelidir. Çünkü aşk delil istemektedir. Sevgimizin değerini hayy’atımız için öne çıkarmazsak o sevgi kuru bir sevgiden ibaret olacaktır..
Kurbiyet, Hakk’a yakınlık, Hakk’ı fiillerinde, sıfatlarında ve zatında herşeyin önüne koymaktır. Kurb noktasında ölmeden evvel ölüm gerçekleşir. Sana hayy’at bahşedilir. Artık sen yoksun, ama Hakk’ta var’sın…
Batı felsefesi, bilgi nasıl mümkündür, derken, İslâm felsefesi insan-ı kâmil nasıl mümkündür, der. Çünkü bilir ki her şey ‘İnsan’da saklıdır..

