Ey insanoğlu; Bil ki bedensel arzularına yenik düşmek seni aşağılara iter, şerefini kaybedersin. İbretle bakan gözlerin sayısız örnekler görür bu âlemde.
Sen varlığını bilir misin?
Sana ondan çok az bilgi verilmiştir. Ama sen nereden geldiğini tefekkür ettikçe içten içe O’na dönmeyi dilersin. Dileğin mutlaka O’nun katına erişir de sana Kendi’ni bildirecek bir Mürşid gönderilir. O seni bilir, tanır ve bulur. O Mürşid-i Kamil ki bütün renkleri bilen ve hepsini hatmederek kendinde toplamış olandır. O Mürşid ki çekimin merkezidir. Sen o çekime teslim oldukça merkeze çekilirsin. Merkeze çekildikçe O seni renklere boyar. Renkten renge nihayet renksizliğe eriştirir. Her geçişte hayretin, hayranlığın, aşkın çoğalır. Bil ki O’ araya bir şey girmesini asla kabul etmez. Her şey senin düşüncendedir. Düşüncene düşen leke, bağı bir kurt gibi kemirir. Bil ki iyi ve kötü her düşünce senin iç âlemine yansır. İç âlemine bak, düşüncene bak, bakılacak tek yer orası. Ne ararsan orda ara..
Ey Can’ım, şuna iman eyle ki içinde bulunduğun hâlin, yalnız düşüncenin ve amellerinin seni getirdiği yerdir. Bazılarına bakıp imrenirsin ki onlar sakin, vakurdur. Onlar iç âlemlerine dönük olduklarından dışarının karmaşasına kapılmayanlardır.
Varlığı taşlama ey can, sen de kendine dön de Kendi varlığınla buluşman gerektir..
Her doğum anadandır ve her şeyin anası aşk-ı ilâhî’dir. Aşk-ı ilâhi tohumlarını gönüle eken Mürşid cemâli’dir, bakışlarındaki nazarıdır. Hakk Lâtif ve Settar varlığıyla o alış verişi gözlerden gizlemiştir. Çünkü görmeden mahrum gözler kem bakmaktadır..
Ey İns’an; Rabb’inin her şeyine şahit olduğu bir mekân kurulu sende. Bu mekân kurulu âlemindir senin iç’inde. O mekânın misâli zahirî evindir. İç’indeki mekânı imâr eden O’dur ki sana indirdiği âyetler sana özeldir, var’asın onların idrâkine..
Neyi bilip neyi bilmediğini bilen O’dur ki, bildiren neyi bildirdiğini bilendir. Neyi yapabilme gücüne ve senin hangi kapasiteye sahip olduğunu da bilen O’dur ki kudreti Kendi’nden sana bağışlayan O’dur. İç’inde kurulu mekâna yerleşmiş olan her şeyin sahibi olan Rabbü’l Âlemin’in’dir. Yapamam, bilemem, deme, neyi bildiğini neyi yapabileceğini O’ bilmektedir. Kendi’ne samimi ol, sen samimi oldukça O’ sana güvenecektir, sana güvendikçe Kendi’ni açacaktır. Önce sen O’na güvenmeyi bilmelisin, ki O’ bunu tasdiken sana güvensin, bil ki Kendi’ne yalan söyleyemezsin.
Îman bu’dur bilesin..
O’ senden günahsız olmanı değil günahını bilmeni dilemektedir. Günahınla yüzleştiğinde içini yakarak temizleyecek senin gözyaşlarındır. Yanma, olmazsa olmazdır..
Allah Hakk’ı için yaşa, sen iç âleminden gelen emirle hareket et ve neticeyi O’na teslim et. Huzurun tâ kendisi ordadır..
Bu âleme düşen her rûh bir su damlası gibidir. Görülmek için parlamaları gerekir. Parlamak bir hareketledir. Damlanın içine gizlenmis olan ilâhî kudret harekete geçmelidir. Hareket başladığında arayış başlar. Varlık arayışta olan rû’hû bilir. Varlığın kutupları olan zâtlar vardır ki parlayanı onlar bulurlar, çekip Kendi varlıklarında toplarlar..
İşte O’ Varlık Kendi’ni böyle izhar eder ki ilm-i hakikatine şeksiz şüphesiz iman gerekir. İlm-i hakikat satırlarda değildir, o sadrlardan doğar sonra satırlara dökülür..
Peygamber’in vahiy alışının var mıdır ispatı?
İspat isteyen müşrikler asla iman etmeyenlerdir. İman edenler bilirler ki O’nun ilm-i hakikati her an akmaktadır..HŞY

