Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: İNSANOĞLU KENDİSİNİN BAŞIBOŞ BIRAKILACAĞINI MI SANIR?..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > İNSANOĞLU KENDİSİNİN BAŞIBOŞ BIRAKILACAĞINI MI SANIR?..
H Yayıntaş

İNSANOĞLU KENDİSİNİN BAŞIBOŞ BIRAKILACAĞINI MI SANIR?..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 26/02/2026
H Şükrü Yayıntaş 1.3k kez okundu

Derviş dünyadan vazgeçen demek değildir, her şey’in içinde olup önceliğini bâtıldan Hakk’a döndürendir.
Hem dünyevi unsurlar gözünün önünde olacak, hem göreceksin, hem tercihini Hakk’a eğilmekle/yönelmekle sergileyeceksin..

Kimse kimseyi hayatından çıkararak veya nefsimizi zorlayan metaları ortadan kaldırarak nefsini terbiye edemez, bu mümkün de değildir..

Seyr-ü sülûk dediğimiz tarikin Hakk’ikat’i bu âlem içinde sergilenmiştir, sergileniyordur ve daim sergilenecektir.
Bilâkis bizleri zorlayan o bâtıl unsurlar göz önünde olacak ki, öncelik verilen Hakk anlayışı belirginleşsin..

Rahmân olan Allah Ayetullah’ında şöyle buyuruyor;

96/15-“Hayır, hayır! Şâyet bu tutumundan vazgeçmezse, yemin olsun ki onu perçeminden yakalayacak, cehenneme sürükleyeceğiz.”
96/16-“Evet, o yalan ve günaha batmış perçeminden.”
96/19-“Hayır! Sen sakın ona boyun eğme! Rabbine secde et ve O’na yaklaş!”

İnkarcı olan zihniyet yapısına indirilen bu Ayet’ullah’lar kişilerin fiziki, vücûdi formuna değil direkt beyninin içindeki zihniyetleri hedef almaktadır. Zihin, insanı fiziksel yaşamda etrafındaki nesnelerle varolduğunu kanıtlayan bâtıl için gerekli ve fakat Hakk için başlangıç olan bir ilk ve ön sürümdür.

Zahiri doğum itibariyle olgunlaşan ve Hakk’ikat’i perdeleyen bu oluşum, arayışın başlangıç noktasıdır, inkar perdelenme ile oluşmaktadır. Gözler bu perdelenmenin (kafirliğin) görüntüsünü oluşturmaktadır.
Gözlerimizin hemen üstünde oluşan zihin yapımız dış dünya ile direkt temasta olan ön lobumuzdur ki alnımızın ilk iç katmanı olduğundan Ayet’ullah’da perçem (frontal lob) olarak belirtilmiştir.

Dünya yani maddenin ilk izlenimi, ilk zihn’iyet yapısı burada oluşup diğer loblar ile temas halinde işlemektedir. Dünyevi âlemin görsel ve işitsel duyusuna dayalı olan ilk veriler burada toplanarak yaşamsal koordinatlarımızı belirler, alnımızın ön lobundan yayılan bu zihn’iyet (perçem) üzre yaşam süren topluluklar için bâtıni, Ruhani Hakk’a’niyet’li bir hayat onlar için yalandır.

Nasıl ki Hakk üzre hayy’at süren Allah’ın kullarına bu yaşam yalan (oyun yeri) geliyorsa, onlar içinde durum aynısıdır.
İnkârları perdeye (beyne) aldanmalarındandır, onlar için tek gerçek gördükleri üzerinden bu âlemi yorumlamalarıdır.

Beynimizdeki tüm loblar içinde yaşadığımız dünyayı değil, evreni algılama biçimi oluşturmaktadır. Seslerden görüntüye, duygudan düşünceye, görmeden duymaya tüm yetileri içinde barındıran muazzam bir işletim sistemidir. Bu sistem içinde bedenen yaşayan insan kendini o sistemin bir parçası olarak algılar, fakat zamanla içinde yaşadığı sistemin boşluğunu hissetmeye başlar. Bu boşluk hissiyat uyarıcı bir unsur oluşturmaktadır. Boşluk hissi mükemmel bir dürtülmedir, senden bağımsız fakat senin içinde var’olan bir irade kendini hatırlatmaktadır. Rahmân ile dolu bir yönümüz vardır ki hissedilen boşluk O’na yaklaşmak ve dönüş için sessiz bir çığlık, bir çağrıdır..

Ayet’ullah’ında buyurduğu gibi;
75/36-“İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”
Başı boş kalmamak ne demektir?.
Buradaki baş kelimesi çok manidar ve tam tespittir. Kimse başıboş yaratılmamıştır, baştan kast beynimiz üzerinden yaratılan bu batıl evren-i âlem değil, içinde Hakk’ikat’i barındıran esas oluşumun Kendi’sidir.
Bazı bilim insanlarının boş evren teorisine karşın beynimizin içine yerleştirilmiş öz belleğimizdir.

Uzayın bir boşluk olduğunu iddia edenler kısmen doğruyu söylerken o boşluğu yani yokluğu yaratan kudretin soyuttan dahi münezzeh oluşunun idrakına varıp dahası yok diyerek inkâr zihniyetine bürünenlerdir. Beynin her şeyi yarattığını ifade etmeleriyle kendilerini beynin işletim sisteminden ibaret olduğunu düşünenlerdir.
Beyindeki bu yazılımın programının nereden geldiğini bilmediklerinlerinden değildir inkarları bilakis insan bilineni inkar eder, bilinmeyen bir Varlık inkar ile biraraya gelemez.

İnkâr ediyorum, diyor;
Neyi diyoruz?
Allah’ı, yani evrenin bir yaratıcısı olduğunu diyor!
Aklı melekût sistemi içinde çalışan bir beyin bu inkârı yapamaz, gücün ve kudretin sahibini bilmiştir.

Beyin öyle muazzam öyle olağanüstü bir sistemle (yazılım) yaratılmıştır ki, hem Hakk’ikat’i örtmesiyle bâtıla dönük, hem kendini yok sayacak kapasitede Hakk’a’niyetine bağlıdır..
Hakk’a bağlanma başıboş bırakılmadığımızın delilidir. Bu bağlantı semâvi dinlerin ve kutsalımız olan Kur’an kitab’ullah’ı içinde, kalp ile akl’etme ya da tasavvufi teşbihimiz içinde kalbi mertebeler olarak anılsa da, esas nûr başta yer almaktadır. O nûr ki kalbi aydınlatır ve fakat yandığı yer olan kaynak beynimizin içindedir.
Gönül kandilinin tutuşması da, o daimi ateşsiz yanan nûr’dandır.

Hz. Musa’nın uzaktaki ateşe (yanan nûr’a) yürüyerek yaklaşması, “oradan bir yol, iz ya da haber getireceğim” demesi, nûr-i ilâhi kaynağın Kendi’sine doğru tarikidir. Gönül o nûr’un aydınlığı ile ancak kendini bilebilir. “Âlemlere sığamadım Kâmil bir gönüle sığdım” teşbihi de birebir görünen ve görenin eşleşleşmesidir. Orada yokluk değil hiçlik vardır, ne gören ne görünen olmamıştır, tenzihin başlangıç noktası burasıdır. “Gönlün gözü yok, neyi nasıl görsün” diyorlar. Görünmeyen ve bilinmeyen O’ Ru-Hû ilâhi varlığı ancak ayn-ası olan bilebilir..

Bilim adı altında yapılan sapkınlıkların da kaynağı aslını taklittir. İblis’in ilmi yok değildir, lakin Adem’iyet bilinci ilmi yaratan kaynağın Kendi’sine esirdir..
Dolayısıyla her beynin içinde Rahmân’i bir çip (epifiz bezi) bulunmaktadır. Buna tohumda diyebiliriz, cennetin meyvesi de diyebiliriz, kandil içindeki nûr’da diyebiliriz. Asl’olan, Hakk’ikat’in levh-i mahfuz Ben’de’sidir..

Başıboş kalmamamızın sebebi, vaadin Hakk’ikat’i olan ve tüm bilindik sistemleri kuran ve dahi onları kuşatan, O’ Rahmân’ın Kendi’sidir. Kulluk şuuru o noktadan yönlendirilmektedir. Her söz her hareket kayıt altındadır, şuur bunun farkında olan idrak üstü bir anlayıştır. Şuur kayıt altında değildir, bizâtihi kayıtları (bilinçleri) yazanın Kendisidir..

Ey İblis ve tayfası sizlerin dahi ne yapabileceğiniz sınırlı yani yazılıdır.
Biliniz ki yazan kudret daima kalemi elinde tutmaktadır. Kudretin iradesi yazdığı her kelâmı vaad etmektedir, hiç düşünmez misiniz ki zihn’iyetinizin (bilginizin) esiri haline gelmişsiniz..İnsanoğlunu deccalizm yapısı içinde aldatan ve çipleme operasyonu adı altında şirk’in başka bir versyonu olup hüsrana uğratılacak olan topluluktur..

Vaad edilen hüsran, vaad edilen felâh kadar Hakk’tır.

Çipleme operasyonu (Ruhani algıya) Rahmân’a açılmış bir isyandır. İblis’in Allah’a değil de Âdem’e olan savaşı gibi anlatılan bu süreç, Âdem’iyetlik bilincini hafife alan bir zihniyettir.
Âdem’iyet Rahmân’iyet içermektedir, gözden ve akıldan kaçırdıkları bu husus onların hüsrana uğramasına yetecektir.

Allah’ın bütün esmaları-kuvvetleri-melekleri (orduları) Âdemoğlunun Rahmân ismine secde ile bütünleşirken, hangi yaratılmış zümre Allah’ın hükümleri karşısında durabilir.
İradenin tecellisi pek yakında onların üstünde hâkim olacaktır. O vakit kaçacak yerleri kalmayacak onlar da diğerleri gibi şunları söyleyeceklerdir;

36/52- “Onlar: “Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân’ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen Resûller de doğru söylemişler” derler.”

Hakk’ikat’in içinde ölü gibi yaşadıklarını anlayacaklar.
Biliniz ki ölüler ne görür ne işitirler..

7/179-“Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.”

İnsanoğlunun düşüncesel frekanslarıyla oynayan ve onları dijitalizmin getirdiği bu yapıyla yönetmeye çalışan sapkın topluluk, kendi helakını hazırlamaktadır.
İblis ve tayfasının sonu helâk, inanan ve iman edenlerin sonu ahir’et hayy’atıdır.
Helâk olan topluluklar, inkârlarını şirke dayattıklarından ahir’eti bilmeyeceklerdir..

Hakk’ta fani olanlar daim semâdadırlar..HŞY

You Might Also Like

THUAJI ATIJ “RABBI IM”, QË AI TË TË THOTË “ROBI IM”..

O’NA “RABBİM” DE, O’ SANA “KULUM” DESİN..

IBRAHIM KUŞADAVI HALVETIU DHE ZJARRI NË TEQE..

ÂYET’ULLAH’TAKİ ARACI MÜRŞİD-İ KÂMİL’DİR..

BEDENSEL İSTEKLER VE ORUÇ..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

THUAJI ATIJ “RABBI IM”, QË AI TË TË THOTË “ROBI IM”..
H Yayıntaş Mart 7, 2026
ORUÇ İLE GELEN İNFAK BİLİNCİ
Uncategorized Mart 6, 2026
O’NA “RABBİM” DE, O’ SANA “KULUM” DESİN..
H Yayıntaş Mart 6, 2026
IBRAHIM KUŞADAVI HALVETIU DHE ZJARRI NË TEQE..
H Yayıntaş Mart 3, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?