Tasavvuf, inanç vecibelerin içselleştirme yoludur, düşüncesel süzgeçlerden geçirmektir ki buna tarikatlar denilmektedir..
O düşüncesel süzgeçler tefekkür ile başlar idrak ve irade ile gönül denilen noktaya akış sağlamaktadır, işte orada “akletmek” Ol’uşmaktadır, beyin ve kalbin içsel tarik hallerinin birliğidir..
Tarikatların isimleri meşrep ve mizaç gereği kişinin manevi şen’liğine göre değişmektedir. Bu değişim ile dışta kalınmamalı içe dönük olunmalıdır ki kişisel Ru’Hû nefesin hakikati ile bütünleşebilmektir, düşünce/gönül/nefes üçlemesinin birliğidir..
Âlemde her şey düşünmektedir, öteye uzanan Adem’iyet’tir. O’nun halifesi de bu tarikin neticesidir. Kendimizce seçtiklerimiz içinden bazılarımız bazılarına icâzet’name verebilir fakat hilafet’name O’nun tasarrufundadır, yani tasavvufi anlamda şeyh icazetine sahip bir zât tarafından başka bir zâta zahiren usûl/erkân bakımından şeyhlik icazet verebilir fakat asla hilafet’name veremez ki bu batınidir. Velhasılı şeyhlik sıfatından ötesi de vardır ki o sıfatlar hakkını Hakk’ta bulanlardır.
Tasavvufi yolda intisap ve biad da böyledir, biri zahiridir diğeri batınidir. İntisap bir şeyhe veya ilmi yönden mürşide verilen sözdür, halbuki biad can’ın Kendi iç varlığı ol’an Rabbine verdiği sözdür, hak’ikat’ten içsel tarik olan Ru’Hû varlık olarak manen bu geçerlidir, çünkü gaye kudret eline tutunabilmektir ki O’nun tarafından derviş olmak yani Kur’an-i bakımından mümin sıfatına layık olup el’mürid varlığı ile şereflenmektir. Bir İns’an’ın kendi kendine Veliyy’liği Mürid’liği olmaz, Hakk’ın sıfatlarıdır, O’ seçmektedir..
Ey Can’ım, hani dedik yâ, icazet’name ile hilafet’name dıştan içedir, bak müslüman’lık ile mümin’lik de böyledir, intisap etmek ile biad da farklılık gözetir, zahirden batına iç’sel hareketlilik olup ilmî hakikate tarik eylemektir. İlmî ledün de şeyhlik dedelik babalık sıfatları geçmemektedir, mürşid, dost, Resûl sıfatları Hakk nazarındadır, her şey kendini Kend’inde geliştirmektedir, toprak sulandığı gibi, İns’an kulaktan beslenmelidir, bunun adı muhabbet’ullah’tır, mürşid müridi besler iken mürid de mürşidi beslemektedir, ilmî hakikat iki’den Bir akmaktadır..
İns’an’oğlunun dört elementten vücûd bulduğu vurgulanmaktadır. İlki topraktır, sonra su katılmıştır ve ateş ile şekillenmiştir ki en son hava yüklenmiştir, zahiren dünyevi geliş anlatım izahı böyledir. Dönüşü ise tam tersidir ki önce teslim edilen son hava’dır ki bu hakikatte Ru’Hû nefestir, kısa bir süre sonra ateş bedeni terk eder ve geriye su ve toprak kalır, zahiri kabre bunlar sırlanır ki bir müddet sonra su da çekilir, geri kalan toprağa karışır. Hak’ikat’ten her şeyimiz Ru’Hû nefestir ki O’ndan gelip O’na üflenen dönüş de Hû’dur. Şu fani âlemde yaşar iken hayy’atiyet bulmak için Ru’Hû nefesin kıymeti idrak edilmelidir..
İşte hakiki tarik bu idraka kavuşup O’nun iradesine bürünmektir. Zahirden batına, kendinden Kend’ine yolculuktur.
Her beden (nefis) ölümü tadacaktır, topraktan toprağa dönecektir..HŞY

