Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: O’NDAN BİR LÜTUF, MERHAMET..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > O’NDAN BİR LÜTUF, MERHAMET..
H Yayıntaş

O’NDAN BİR LÜTUF, MERHAMET..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 24/03/2026
H Şükrü Yayıntaş 1.2k kez okundu

..Biliniz ki, Allah merhameti bol olan Rabbim’dir.
O’, bağışladığı kadar seni kendisine yaklaştırır. Merhamet edenin Zühal’e yaklaşılan bir anda merhamet edenin şefkati kula görünür. O’, eksiklerin insana dokunduğu zamanlara denk düşen acz kullarının kalbinde yakına getirip felek bağışlayandır..

..Biliniz ki, Allah merhameti bol olan Rabbim’dir..

Şöyle düşünmeli bir insanoğlu içimizde devreden merhametin kaynağını..
Nereden ve nasıl geliyor acaba insana merhamet duygusu? Mahzun bir insan, mağdur bir yürek, mazlum birini gördüğümüzde nedendir kalbi saran şefkat? Haksızlığa uğramış insanları her görüşümüzde neden hissedilir yürek burkuntusu?..

İnsanın baştan aşağıya Yaradan’ın eseri olduğunu ve O’nun Halik ismiyle yaratıldığımızı düşünecek olursak merhametin asıl sahibi olan Rabbü’l Âlemin’in rahmeti üzere bahşettiği sevgi cemalinin bir uzantısı olarak zuhura geldiğimiz gerçeği bizleri o şefkat kucağının diriliğine götürür..
Ve daim o kucaktadır insanoğlu. Bir annenin çocuklarına karşı duyduğu şefkati düşünün, Rabbimin şefkatinin boyutlarını idrakte aklımız yetersiz kalır..

Gelin aklımızı bir kenara bırakıp O’ndan bir lütuf olan ruhumuzla ilmin şehrine uğrayalım da merhamet menzillerinin başı sonu belli olmayan sınırsızlığına hayran kalalım..

İnsan yaratıcının eseri olması hasebiyle mükemmel bir varlıktır.. beşeriyeti ile mahlukatın en zirvesi, ruhaniyeti itibarıyla da Mânâ’nın fani âlemdeki en kemâl zuhurudur.. kesretteki en yüce varlık, zıtlıkların müşahade edilebildiği beden itibarıyla da muazzam bir zahir-batın bütünüdür..

Rabbimin sonsuz sıfatlarının ve sıfatların tezahürü fiilerin bütünüyle, üzerinden Rabbimin esmalarının gürül gürül aktığı eşrefli bir yapıdır. Mânâ ile müşerref, madde ile aktif bir varlıktır. Zahir yönüyle geçici, batın tarafıyla sonsuzdur. Rabbimin var olan yokluğunun bütünüyle tecelli ettiği bir ayna, yokluğun zenginliğinin yansıması itibarıyla da Rabbime benzerdir..

Böylece, insan denilenin içindeki muazzam güç ortaya çıkıyor..

İnsan, hayy’atiyet için zorunlu olan başlıca temel sıfatları içinde barındırırken, tüm sıfatların birliği ile de muazzam bir kudreti ilahinin üzerinden aktığı kanaldır.. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelam gibi temel vasıflarıyla diri; fiillerin barındırdığı sıfatların işlerliği ile de canlıdır..

Rabbim; Hayat ismiyle beni diriltti,
İlim ismiyle benden aşikar oldu,
Mürid ismiyle beni yarattı ve irade etti yani ilmini benden irade etti,
Kudret ismiyle bende tecelli edip beni harekete geçirdi,
Ve sonra benden görüp, benden işitip benden konuşan O’ oldu..

İşte bu nedenle ki kuldan işiten gören konuşan O’ olduğunda kişi yedi önemli makamı tavaf etmiş oluyor..
Yedi tavaf bu isimlerle tamamlanır..
Dolayısıyla bu isimler kişiye kendi isminin hakikatini gosteren yedi tane başlıca isimdir. O nedenle bu isimlere, isimlerin imamları denir..

Kulluk, bu isimlerin birliğinin müşahadesi ile tecelli eder. Birliği tüm zıtlıklardan geçerek kendi içinde müşahade eden için artık korku, keder, kaygı, endişe yoktur. O Rabbimin canlılığının içinde diri ve hayydır..

Yedi makamın tüm zıtlıklarına ve arkasındaki görünmeyen sırr ve sırların mânâlarına vakıf olan kişiye ise Marifet en ulvi makamdan İrfan ile giydirilir, ki irfan sahibi bir Kul, El’Mümin isminin mazharıdır. O ilim şehrinin güvenli bekçisidir çünkü sahip olduğu değerleri korumasını bilen, himayede ganny, şefkatte geniş, merhamette sınırsızdır..

İşte merhametin sınırsızlığının tecellisi öylesine vurur ki insana, Kadir isminin sıfatları olan denge, nizam ve düzen kavramlarıyla ortaya çıkan bir ciddiyet ile tezahür etmesi zorunlu ki merhametin vücuttaki tecellisi yerli yerine otursun. Yoksa Allah’ın merhameti öylesine ganny ve sınırsız ki, O’nun gibi bizatihi sonsuz olmadığımızdan, nakıs olan beşeriyet ile kayıtlı olduğumuzdan mutlaka ve mutlaka bir ehemmiyet kilidinin de bize bahşedilmesi gereklidir..
İşte merhamet ile başa çıkabilmeyi bilemeyen ve nerede başlayıp, nerede nihayet bulması gerektiğini bilemeyen insana sunulmuş muazzam bir esmadır Er’Rauf esması, Rauf esması merhametin en âlî makamıdır ki tecellisi tamamlanmış kemalatın duyumsadığı merhamettir..

Burada kemâl üzere kâmil olan bir aklın merhametine, şefkatine, kucak ve himayesine ihtiyaç vardır. İşte bu kâmil insanın merhametidir ki o merhametin hakikatine vakıftır. O merhametin nerede başlayıp nerede nihayet bulması gerektiğini bilir. O muhatap olduğu kişiler için en iyisinin ne olacağını bildiğinden daima onlar için en iyisini ister, niyaz eder ve diler. O vakit şer gibi görünen bir hadisenin vukuu bulması durumundaki o şerrin içindeki hayra vakıf olduğundan böylesi bir zatın davranışları ve dokunuşları rahmettir..

Öyle ise Er’Rauf esmasının tecellisi için aynı zamanda bir felek gücüne de ihtiyaç vardır ki, sekizinci feleğin makamı çok yüce olduğundan bu makamdan gelen tesirlerle Rauf tecellisi kemâl bir seyrandır bu yeryüzünde, felekler uzaydaki konumları itibarıyla her birinin enerjisi farklıdır. Daha yüksekte olan feleklerin gücü daha tesirlidir ve esmaların ihtiva ettikleri ve içlerinde barındırdıkları enerjilerin aktive olması açısından itici güç teşkil ederler..

..Biliniz ki, merhamet edenin zühale yaklaşılan bir anda merhamet edenin şefkati kula görünür. O’, eksiklerin insana dokunduğu zamanlara denk düşen acz kullarının kalbinde yakına getirip felek bağışlayandır..

Bu doğrultuda Satürn yıldızının enerjisinin de hakikatiyle tecellisini görmekteyiz bu devirde..

Bununla ne demek istiyoruz peki?

Öğretmenlerin Öğretmeni bir yıldızın öğreticiliği üzerimizde HAYY..
Satürn deyince aklımıza zorluk, sorumluluk, otorite, disiplin, sabır ve sebat gelir. Satürn öğrenme prensibini, başarının sırrını, mücadelenin gücünü öğretir. Satürn’le öğrenilen dersler ömür boyu unutulmaz. Satürn’ün verdiği başarılar gelip geçici değildir; kalıcı ve sonsuzdur. Bunu tasavvufi lisan ile de açıklamak istesek; çok zahmetli gelen çilenin arkasındaki muazzam Gücü de keşf ederiz. Bazen biz ne yaparsak yapalım, çilemiz hafiflemez. Burada SATÜRN’ün etkisi çok fazladır..

Peki Satürn herkesi aynı anda etkilemez mi, çünkü o uzayda öylece konumlanmış ve herkesi etkileyebilecek bir güçte.
Öyle ise neden kimisini daha çok ve kimisini daha az etkilemekte?

İşte bunun nedeni, kişilerin her makamı kendi içinde taşıdığı gerçeğidir. İnsan on sekiz bin âlemin kendisinde tecelli ettiği bir varlıktır lakin herkeste on sekiz bin âlem hakikatiyle tecelli etmez çünkü onsekizbin âlemin hakikatleri her bir alemdeki zıtlıkları birleme ve birleyerek anlam ve mânâ yüklerini kendimizden aşikar ettirebilmemizle tamam olur. Zıtlıklara takılan ve zıtlıklarda kaybolup maddede eriyen insanda SATÜRN feleğinin tesiri olmayacaktır..

Ve hattı zâtında her insan hakikatte küçük bir âlemdir. Her insan kendindeki ondokuz ile yaşar. Ancak küçük ama büyük bir ayrıntı vardır ki herkes ondokuzu kendinden gösteremez. Bu ancak aşkı olanlara hastır..
Çünkü;

..O’, bağışladığı kadar seni kendisine yaklaştırır…

Bağışlaması ise ancak ve ancak senin azmine bağlıdır. Cüz’i iraden ile gösterebildiğin gayret kadar azim eder, cehde bürünür ve Takva’ya yücelirsin..
Öyle ise,

Nasibini yaratan insanın kendisidir. Rabbim bu dünyaya teşrif ettirdiği her kuluna nasip nimetini yüklemiş, o yüklemeyi aktifleştirebilmek için ise gerekli olan azmi cüzi iradeye bağlamış..

Cüzi irade ise ancak aklederek kuvvetlenir. Akledenler ise kendindeki mânâları uzaklaştırmayıp yaklaştıranların marifetidir. Akleden, muhabbet ile aydınlanmış nurlanmış kalp olan gönüldür. Gönül sahipleri ise Kur’an Azimüşan da Yasin suresinde buyurulduğu üzere “..derken şehrin uzak yerinden bir adam koşup geldi” ayetinin mânâsını idrak edenlerdir..

O uzaktan koşup gelen adam, kendi aklımızın Vicdan’ıdır, ki vicdan sahiplerinin ikat’ları Hakk’tır. Onlar hak’ikat elçileridir..

Masivada ve maddi düzlemde kaybolup giden insanı daima hakka davet eden ise, kendi kalbi melekemiz olan gönlü kendimizden uzaklaştırmayıp, bu melekeyi yakine getirebilenlerdir. Öyle ise o uzaktan koşup gelen ve bize can-hıraş birşeyler anlatmaya çalışan adam da kendi zayıf irademizin medet çağrısıdır..

Bak! Kur’an kulağına neler fısıldıyor;

“EY KAVMİM! BU ELÇİLERE UYUN!.”
Yasin/20

Ve BarekAllah Hû..HŞY

You Might Also Like

O’ HAMİD SENDEN NE TALEP EDER?..

TI QË JE AZIZ, ME DASHURINË TËNDE MËSON PËRMES DASHURISË SATE..

FRYMA E RUHİT (SHPIRTIT) -ME LOT A ME ZJARR..

HALİFELİK ve ÂDEM’İYET, TESLİMİYET ve KURB’İYET..

HUDEYBİYE’DE SELÂM..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

O’ HAMİD SENDEN NE TALEP EDER?..
H Yayıntaş Mart 31, 2026
PREJ VAHDETIT NË TEVHID – ME ALLAHUN DREJT FRYMËS HÛ..
Harika Bolga Mart 29, 2026
TI QË JE AZIZ, ME DASHURINË TËNDE MËSON PËRMES DASHURISË SATE..
H Yayıntaş Mart 27, 2026
FRYMA E RUHİT (SHPIRTIT) -ME LOT A ME ZJARR..
H Yayıntaş Mart 26, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?