Rehberi Kur’an, itikadı İslam.
Yönelişi Muhammedî Mürşid, teslimiyeti tam. Kıblesi mihrap, nefesi zikri devran.
Rabıtası Hakk Dost, biad-ı Rahman ve Rahim ol’an’dan..
Rehber kavramı yol ahbablığıdır, Kur’an’a ahbab olmak Allah’ın bildiği (vücud eylediği) tanıdığı kullar arasına girmektir.
Kur’an çoğu kıssasında ahbablarını anar, zâtında anılan daim hatırlanırlar, hatırlananlar insanlığa Rahman’ı akıtırlar.
Kainatı kuşatan Rahman varlığı, evrensel Hakk dini olan Kur’an’ın başlangıç şifresidir. Rahman oluşu ile her insanı beslemektedir, içindeki nimetlerin en halis haliyle açığa çıkması, Rahman olan Allah’a yöneliş ile idrak edilmektedir.
43/45-“Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor bakalım: Acaba Rahmân’ın dışında ibâdet edilecek başka ilâhlar göstermiş miyiz? Hayır, böyle bir şey asla olmamıştır!”
Rahim varlığı, Rahman’ın bizleri kuşatan Hakk varlığının içinden nüzûl edişimizin bildirgesidir. O’ hem Rahman hem Rahimdir ki, hem Kendi Kendine var’olan hem Kendinden Kendini bilen ve bildirendir.
Adem’iyet’lik ile başlayan bu bildiri, Muhammed’i nurun, dolayısıyla Allah’ın nurunun Adem’iyet hamuruna, soy ağacı olarak katılmıştır. Soy’un başlangıcı tamama erdirdiği nur’u ile karılmıştır.
Nasıl ki bir tohum ağacın varlığını içinde taşıyorsa, Rahman da o tohum misali tüm kainatı içinde barındırmaktadır.
Allah-u’teala Adem’iyet/kulluk varlığımızı azalarımıza (içsel yetilerimiz) tanıtırken halife’m buyurmuştur. Halifelik, Allah’ın zâtının İ’ns’an üzerinden izâh edilişidir. Haşa yerine geçme ya da Allah’ın vekilliği değildir, bilakis Allah kulunu ele geçirmiş, yani bedenine nûzül eylemiş, kulluğumuz Allah’ı Veli edinmesiyle de Allah’ın zâtına teslim oluşunu sergilemiştir.
33/3-Allah’a güven, vekil olarak Allah yeter
Allah’ın Veli kulları demek, yaptıkları her işi amelî bakımdan Allah’ın iradesiyle yapanlar olarak bilmek gereklidir ki vekillik vekaletini Allah’a teslim etmişlerdir.
Veli olan kul Allah ne buyurursa yapan; vekil olan kul, yapılanlarda Allah’ın parmağı/işareti olduğunu idrak eden kimsedir.
Hakk’ikat’te olan, Adem’in yani bir İ’ns’an’ın Kendi öz varlığında tecessüm eden hadiseleridir.
İçsel boyutta yaşanan hadiselerin zahiri boyutta aks’edişleri benzerlerinin türetilmesidir. Bu oluşumlar Allah’ın suretinin kesrette suretlenişleridir.
Kopya ya da kod bir’dir, yukarıdan aşağıya her katmanda bir suret daha oluşmaktadır.
Adem’iyetin halifeliği aslından suretlenmesidir ki, suretten suretlenen icazet etmektedir.
Hakk’ikat Hakk Dostlarından aslını icra ederken, alt katmanlarında yansımaları mutlak olacaktır ve oluyordur.
Şeyhlik kavramı, Allah’ın “Dost kulum/halife’m” nidasının yankısıdır.
Aralarında birbirlerine icazet veriyor olmaları, Hakk’ikat’in zahirde göründüğü biçimidir. Bâtınî usûl erk’an nasıl işliyorsa, zahirî usûl erkan da nüzûlün neticesi itibariyle cereyan etmektedir.
Halifelik bâtınî yaratılışımızın sebebi varlığıdır ki, aks’edişi, yansıması, yankısı icazet adı altında suretin sureti dediğimiz vücuttan vücut bulacaktır.
O’ hû nefes halifeliği Ruhundan üfleyişiyle giydirir. Yaratılışın Allah’ın suretinden oluşu, Allah remzi içindeki Rahman ve Rahim oluşudur.
O Ru-Hû ilahi nefes bağışlanırken, Allah remzi oluşur. Gizli saklı, ayan beyan her oluş Allah remziyle bâtında açığa çıkar.
Bâtınî açılımlar gaybın (bilinmeyenin) bildirilişidir.
Hristiyanlıktaki teslis anlayışı bâtınî oluşumun zahirleşmiş dünyevi halidir.
İsa’nın babasının Allah olduğu fikri Ruh ile desteklenen ve Allah’ın kendi suretinden yarattığı hakikatinin şeklen algılanma biçimidir.
Adem ile İsa’nın yaratma usullerini birbirine benzer kılan Allah-u Teala Kur’an’da bu hadiseyi açıkça izhâr ederek, “Adem nasıl yaratıldı ise İsa da öyle yaratılmıştır” demektedir.
3/59- “Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: “Ol!” dedi. O da hemen oluverdi.”
Doğrusu insan nesli topraktan yaratılmaktadır, önce onu topraktan yarattı ve insan nesline atıfta bulunup, sonra ona OL dedi buyurması, işte o toprağın içinden Adem’iyet’lik (halifelik) var’etmesidir.
Halifeliğin dolayısıyla Adem’iyet’liğin Allah’ın varlığıyla devam etmesi, Hz. İsa’nın yeniden in’dirilecek anlayışıyla aynıdır.
Kur’an’da bahsi geçen tekrar yaratma anlayışı, Allah’ın hem Îsa’nın hem Adem’iyet’in ölüden topraktan diri çıkartmasıdır.
Her İ’ns’an Rahman ve Rahim yani kadın erkek ayrışması olmaksızın Adem’iyetlik taşımaktadır ki, Ru-Hû ilahi nefes şah damarımızdan daha yakindir.
Şah damarı insanın yaşamını sürdüren ana damarıdır, şah’tan yakin olan her şeyleri yaratanın Kendisidir ki, aslımızın O’ndan olduğunu, sureti olan Allah şuuru ile bildirmektedir, bedenden arı daha üst daha öte bir Varlık olduğumuzun delilidir.
Silsile-i tarik dediğimiz soy’un bağlantısı, hem Muhammedî Varlık’ta hem Hz. İsa’da bildirildiği gibi, Hz. İbrahim’in soyundan geldiğimizi idrak etmektir.
Hz. İbrahim tek ilâha kulluk şuurunun yeryüzünde mükemmel temsilî örneğidir, bu bakımdan Hz. Muhammed de “İbrahim’in soyundan geliyorum” diyerek tek ilâh Allah kavramını yeryüzüne işlemiştir..
Lâ ilâhe İLLALLÂH HÛ…
🌳🦋🌳

