Rahmân ve Rahîm varlıkları tıpkı Hz. İbrahim’in eşi Sara’ya arka arkaya müjdelediği iki çocuk gibidir, “O esnada İbrahim’in karısı ayakta durmuş onları dinliyordu. Meleklerin sözünü duyunca güldü; biz de ona İshâk’ı, İshâk’ın ardından da Yâkub’u müjdeledik” Hûd/71 ayet’ullah’ın sırrınca, Rahmân ile Rahîm varlığını ardardına tecelli ettirir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah, bedendeki cins’iyet ayrımından katiyen bahsetmez, “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır” Hucurât/13 hakikatinde olduğu gibi bu iki sıfat İ’ns’an ol’an’ların bilinç ve idrak mekanizmalarını simgeler, Rahmân bilincinden ve Rahîm’in idrakından beslenmemizi emr’eder… Cins’iyet, aşağıdaki yeryüzü mahlukatı için tanımlanan bir yaratılıştır, O’nun yaratmasındaki “diriliş” ya da “tekrar yaratma, diriltme” dediğimiz hakikat, “Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi: ‘Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ dedi. De ki: ‘Onları ilk defa var eden diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir'” Yâsîn/78-79 beyanında gizlendiği üzere, yaratılmış beden üzerinden etken ve edilgen bir Varlık tarafından inşa edilen bir oluşum’dur..
Oluşum içinde yaratma yoktur, çünkü O’ “O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece ‘Ol!’ der, o da hemen oluverir” Bakara/117 sırrıyla, OL’uşumun ta Kendisidir..
Hz. Sara’ya ardı ardına müjdelenen bu doğumlar, imkansız gibi görünen çorak bir zeminde ilâhi şuurun nasıl tomurcuklandığını gösteren köklü bir sembolizmdir. “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti” Rahmân/1-4 ayet’ullah’larında işaret edildiği gibi, Rahmân bilinci kaynaktan fışkıran o ilk kuşatıcı nûr ve evrensel olan kainatın (Ledün) ilim akışıyken, hemen ardından gelen Rahîm idrakı ise bu nûru içsel rahimde büyüterek hayy’ata, ahlâka ve sarsılmaz bir yakîne dönüştürme mekanizmasıdır..
Yeryüzü mahlukatı için bedensel bir sınır ve üreme formundan ibaret olan cinsiyet, saf bilinç boyutuna yükselindiğinde yerini bu iki ilâhi sıfatın dengesine bırakır, zira dikey boyuttaki asıl muhatap cins’iyetli bedenler değil, “Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım. Ona şekil verip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın” demişti”
Hicr/28-29) ayet’ullah’ında zikredilen, bu iki mekanizmayı özünde birleştiren İ’ns’an’dır..
Diriliş ve tekrar doğuş hakikati de bu edilgen beden yapısı üzerinden ilâhi şuurun kendini her an yeniden inşa ederek uyandırmasından ibarettir. Bu bütünsel akışta dışarıda bir yaratıcı ve karşısında ayrı bir yaratılan ikiliği ortadan kalkar, “Doğu da Allah’ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın vechi zatı, tecellisi oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir” Bakara/115 hakikatinde tecelli ettiği gibi, Varlık durağan bir yapım aşaması değil, kesintisiz bir tecelli döngüsüdür ve O’, Hû nefes bu sonsuz oluşumun bizzat kendisidir..HŞY

