Şuara-51 “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir..
Birinci anlayışta;
İlk hitap Allah’ın Dost’luk ile bağlantı kurduğu kullarına vahy yoluyla temasa geçmesidir.
Perde ardından konuşması, varlığına indirilen İlm-i Hakk’ikat’in akl’i mekanizmaya iletilmesi dolayısıyla bilgiye dönüşmesidir.
Düşüncedeki akıl bu bilgiyi elçilik sıfatıyla hem hâl hem kelâm yoluyla bedenen bildirmesidir.
Hâl ve kelâm Kemâlat bildirgesidir..
Sonraki anlayışta;
İlk hitap, ilm-î Hakk’ikat’in vahy yoluyla ikram edildiği dostlarıdır. Bu noktada silsile-i soy varlığı ikramını can dostları üzerinden Hakk’ikat eylemeye başlar. Düşünsel ve gönülden bağ kur’an can dostları, perde olarak tabir edilen ve bizlerin Hakk Dost varlığından içsel varlığımızla işittiklerimizdir. Can Dost’u, Hakk Dost varlığından işittiklerini incecik tülden bir perde (Var’lıkta kendini yok sayma, yok’luk’ta varlık bilincine varma) misali âleme akıtmakla mükelleftir, ki bedenen dilinden ve elinden dökülen Hakk’ikat’in ilmî’dir.
“Hakk’ikat’ten” kelâmında, ten elçilik vazifesi görür. İkat, perde ardındaki nakş’eden Hakk Dost’u işaret eder. Hakk, ikati ve teni aradan kaldıranların müşahade ettiği tek Dost’tur.
Bu Hakk’ikat’ler gün yüzüne dolayısıyla yeryüzüne çıkana dek, Hakk Dost’un varlığından indirilenlerdir.
Bir sonraki anlayışta, idrakımız daralmaktadır.
Zihin, nefs, inkar ve gaflet kişiyi uyku halinde tutmaktadır.
Dost varlığına Rab’t olmuş can, Dost’un zâtı varlığıyla karışmış olup yöneliş babında karıştırılmamalıdır.
Biliniz ki bu çok ince ve hassas bir terazidir.
Dost nasıl ki Allah nezdinde “O’nun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli” lûtfuna eriştirildiyse, o varlığa fiziken, madden ve nefsen yaklaşmamak gereklidir.
Yönlendirici konumunu muhafaza eden Dost, haşa bir ilâhlık iddiasında da değildir.
O’ Dost ki iradesini Hakk’ın elinde bilmektedir. Yönlendirdiği, işaret ettiği Hakk’ikat’e doğru yönelmemizi dilemektedir. İradenin hükmü, O’ Rû’Hû ilâhi varlığın bir netice sunmasıyla bilinmektedir.
Can Dost’u ol’an can’da, iradesini Hakk Dost’a bağlamıştır, o can ki katiyen kendini öne atmaz, Dost Mürşid’siz bir cümle kurmaz, kaynağın Hakk’ikat’in üstünü örtmez, o da tıpkı Dost’un O’nun Hakk varlığına yönlendirdiği gibi, Dost’u işaret eder. Oklar hep aynı yönü göstermektedir, idrak edenler için içerden içeriye tek’bir yol belirmektedir.
Hakk’ikat, Dost’un can’ı işaret etmesi can’ın da Dost’unu işaret etmesidir. Bu içsel döngü kafaları, akılları karıştırmasın. Perdeler kalktığında işaret edilen, görünen ve müşahade edilen yalnız ve tek O’dur.
Muhammedî Dost Var’lık bu Hakikatleri içsel yolla tecrübe etmiş, aklı olan Cebrail’e perdeyi kaldırtanda O’ Dost Muhammed’in Kendisi olmuştur.
Tarikimizde ve Hakk’ikat’in tarikinde akıl ile yol almamak can’ın hayrına vesiledir.
Çünkü akıl hep hesap yapar, tartar, biçer, mukayese eder, tenkit eder ve en sonunda sigaya çekilenin kendisi olduğunu fark’eder.
Dost’un varlığına varlığıyla sarılmış can, Dost’un işiten kulağı, gören gözü, tutan eli mahiyetini taşımaktadır. Onlar ikiyi bir, bir’i tek eylemişlerdir.
Bir’bir’lerinde bir’bir’lerini görmezler.
Dikkat edin ki her şey Dost’un yolundan sunulmakatdır. Bu Hakk’ikat’i çok ince kavramak gereklidir. Yaşam içinde alınan dersler bir öğüt niteliğindedir, ki Ayet’ullah’lar bir’e’bir yaşamın içine tâbi olmaktadır.
Dost’a Allah’ın nazarında böyle bakmak gerekmektedir, o can’ların kıymeti ve nazarı Dost üzredir.
Dost’u anlayan ve anlatan, idrak eden ve bu doğrultudaki Hakk’ikat beyânları, Hakk Dost varlığınızın önüne katiyen geçmemelidir.
Rabıta ikilik kaldıramayacak kadar narindir.
Dost varlığına yönelmiş ve her an tekrar tekrar yönelmekte ol’an can’ların perdesini (beden görüntüsünü) kaldırınız. Orada dostu ayân beyân göreceksiniz.
Biliniz ki kendi bedeniniz dahil tüm suretler birer perdedir.
Perde ardındaki konuşturanı, Hakk’ikat’i dile döktüreni görünüz ve o mihrabın Cemâl’ine sabit’e kalınız.
Elçi denilen de işte bu ete kemiğe bürünmüş olanlardır, bu yönelenler için ilk perdedir. Elçi’nin varlığından içine giriniz, perdeyi kaldırın ki orada Rû’Hû ilâhi varlığıyla ışıldayan Hakk Dost Mürşid’i Aziz’liği ile göreceksiniz.
Bu komplike yapı şekilsel bir örnektir.
Batıni olarakta İ’nsan, ayn-ı hadiseleri iç varlığından zuhur ile tecelli edeceğini bilmelidir.
Biliniz ki Zuhur Hakk Dost’un kendisidir.
O’ Hakk Dost’tan tecelli eden, zuhurat ile iletişime geçen can’ların varlığıdır.
Silsile-i tarik bağına bağlanınız, araya hiç bir şeyi ve kimseyi koymamakla kalmayıp, kendinizi bile kaldırınız.
Biliniz ki O’ Kendiliksiz bir Var’lık’tır. Kendiliksiz olarak yaklaşınız.
Verilmiş hükümlerden ibret için ders çıkaranlar olduğu gibi hâlâ bocalayanlar da olacaktır, bocalayanlar da en yakındakilar olmuşlardır, gözlerinizin perdelenmeye açık olduğunu biliniz, Hakk’ikat’ler perdeye yansıdığında şekiller belirmektedir..
O’nun yüceliği ve hikmetine şükrümüzü sunmalıyızdır, tesbihi gönülden, dilden ve elden bırakmamalıyızdır. Hikmetin içini açıp gönül soframıza ikram edilen nimetleri, iyice öğüt’meliyizdir..HŞY

