Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: KUR’AN HAKK DOST VARLIĞINDA HİMAYE EDİLMEKTİR..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > KUR’AN HAKK DOST VARLIĞINDA HİMAYE EDİLMEKTİR..
H Yayıntaş

KUR’AN HAKK DOST VARLIĞINDA HİMAYE EDİLMEKTİR..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 06/08/2026
H Şükrü Yayıntaş 50 kez okundu

O’ Hû Varlık, Muhammedî anlayış çizgisinde (silsile-i soy tariki) babadan oğula geçen saltanatvari yapıyı yıkmıştır.

Bu Kur’an’i anlayış, inanmayan topluluklar için “sizin tanrınız sürekli fikir değiştiren bir tanrı” mı? diyerek gaflet içine girmektelerdir.

Kur’an tüm peygamberlik kıssalarında yaşanmışlık ve yaşanmakta olan örnekler vererek an deminin Kur’an içinde canlılığına vurgu yapmaktadır.

Yarattığı insan zihniyeti ve nefsani yapısının ucunun nerelere varacağını bilmekle kalmamış, tüm bu hadiselere neden izin verip neden yasakladığını akl’edenler için bir idrak oluşturmuştur.

İlâhi yasaların çiğnenmemesi gerektiğini doğacak sonuçları üzerinden tatbik ile tasdik ettirmiştir ve soy varlığının Hakk’ikat’teki inşaasını, bizâtihi kulları üzerinden canlandırmış ve canlandırmakta olup, nas’ihat ile kıssalar sunmuştur.

Muhammedî varlığın Kevser suresinde zikredildiği üzre cismen neslinin kesik olması, son peygamberlikten ziyade R’Ahmet’in kapılarının Muhammedi Var’lık nezdinde açık olacağını ve müşrik anlayışının soy zan’ettiği neslin, Allah katında bir itibarı dolayısıyla kalıcılığının olmadığını beyân etmektedir.

Dost Mürşid varlığının buyurduğu üzre geriye dönüp bir bakalım, nereden geldiğimizin kanıtı iki nesille sınırlıdır. Öncesi karanlıktır bilinmez. Kimimizin anne babası dedelerimizin adını erkek kardeşlerimize vermeseydi onların isimlerini bile bilmezdik, buna rağmen yine de o isimlerle dedelerini anan çoğunlukla pek azdır. Dememiz o ki nesiller unutulup gitmektedir.

Soy diyerek zikredilen Ru-Hû ilâhi varlığın akışı, binlerce yıl öncesinden dahi Var’lık silsilesi içinde dolayısıyla ilâhi Varlık anlayışında bütünlük ve eşleşme sağlamaktadır.

Ya hû halâ hz. İbrahim’i anmaktayız, halâ Yakub’u, Yunus’u, Yusuf’u, Süleyman’ı, Eyyüb’ü, Zekeriya’yı, İsa’yı, Musa’yı ve nicelerini anmakla kalmayıp, yaşadıkları olayları kıssalar üzerinden varlığımız olan kendimize payeler çıkarmaktayız.

O’nlar en zorunu tercih etmiş, insanlığa yol göstermek adına hatalarını ve sevapları gözler önüne sermiş ve bu hadiselerin sonucunu Adem’iyetlik’ten başlayan silsile-i tarik-e ibretlik bırakmışlardır.

“Adem olan anlar bizi” denmesinin nedeni bu yol bu erkan düşenlerin idrak edeceği bir ol’uş’umdur.

Ol’uş’um, her an içinde devam eden ve her an’da bir Adem’iyetlik bulup Muhammedilik kazanan bir yaratılış sürecidir.

Onların mirası her tarik ehlinin kendini kontrol edeceği bir klavuz, akl’edenlere bir idrak ve bir öğüt mekanizması bırakmaktır.

Öğütlerin halâ kanlı canlı oluşu, zikredilen isimlerden ziyade olayların ve durumların benzerliği üzerinden değerlendirilmelidir.

Îşte o vakit her insan, her Adem ve her ismin muhattabı, kıssaları kendimizi bir aynadan seyrediyormuş gibi seyrettirecektir.

“Misal peygamberden ya da misal müşrikten bana ne ki” diyebileceğimiz bir kitap değildir Kur’an varlığı.

Dost varlığım/Mürşid’im bir muhabbet meclisinde ne güzel zikretmektedir;

“Gözünle okuduğun Kur’an sana kendini buldurmaz, yaşadığın olayları Kur’an içindeki isimlerden arındırıp Kur’an’ın içine öyle gir.

İşte senin nerede olduğun o olaylar-hadiseler kapsamında kitapta yazılıdır.

Çünkü o kitabın bir nüshası’da sende bulunmaktadır. İ’nsan’ın varlığı itibariyle okunması gereken bir kitap olduğuna inanıyorsunuz da, neden kendinizi Kur’an’ın (isimlerin) dışında tutuyorsunuz. Her zikredilen isim perdedir. Hepimizin kitabı bir değil mi. Hz. Muhammedin “ben İbrahim’in dinine yöneldim, onun soyundan geliyorum” demesi, yöneldiği dinin yani an’layışın içinde tevhid buluşudur. Yoksa bugün İslâm dediğimiz dinin-anlayışın içerikleri (temel ilke ve yasaları) önceki kitaplarda, dolayısıyla Râsül’iyet anlayışında da mevcut bir ol’uş’umdur. İşte kendilerine kitap verilenler bilindiğinin aksine dört ile sınırlı değildir. Biliniz ki varlığındaki kitaba erişenler, Kur’an’da “kendisine kitap verdiğimiz” “biz ona kitabı verdik” hitabıyla anılan dolayısıyla varlığındaki (Kur’an’a) kitabına erenleridir.” buyurmuştur.

Bu minvalde siz hangi soyu kesiklikten bahsediyorsunuz.

Soy kaybolmaz, bilakis işte o soydan gelenler nereden gelip nereye yöneleceğini bilenlerdir.

Soy; Allah’ın şahitliğinde oluşan kütükdür, o kütüğe-deftere yazılmayı niyaz içinde ümid edenlerdeniz.

Mânen kimse babasına dahi şefaatçi-bağışlayıcı olacak ümidiyle güven duymamalıdır. Her yönelenin şefaatçisi kendi iç varlığından bağışlanır.

Muhammedi varlığın “benim soyum İbrahim’dendir” demesi onu bir kurtuluş ümidine erdirmemiştir. O soy üzre tarikini içselleşmiş, uhrevi ve ruhani bir bağ’a dikkat çekmiştir.

Müşriklerin, Muhammedî silsile-i’yi yani tarikin oluştuğu soyu babadan oğula geçen bir yapı olarak benimsemeleri şaşılacak cahilce bir anlayış değildir. Çünkü evvelki peygamberler icazetlerini oğullarına vermiş, oğlu olmayan bazı peygamberler oğul isteyerek niyazda ve duada bulunmuş ve niyazlarının kabulü neticesinde bir’den fazla oğlu olan peygamberler tevhid anlayışında ayrılıklara sürüklenmiştir.

Dolayısıyla peygamberlik çoğunlukla deyim yerindeyse babadan oğula intikal etmiştir.

Bu yapı günümüz çatısı altında ise “şeyhlik” dediğimiz yapıdır.

Muhammedi soyun bir peygamberlik olmadığının ısrarla altını çizmek isteriz ki, Râsûl’üm hitabı Muhammed nezdinde kitap verilenlere atfedilmiştir.

Muhammedi varlığın açtığı yol peygamberlik-şeyhlik değildir. Hz. Muhammed soyun Râsûl’iyet varlığı içinden (kitap verilenler) devam edeceğini ve bakiliğini koruyacağını beyân etmiştir.

Kur’an içinde zikredilen “Kur’an’ı koruyacak olan biziz” ayet’ullah’ı, bu soyun devamlı kılınacağını ve kitabı sun’an Hakk Dost-RÂSÜL varlığında korumada olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Kur’an Hakk Dost varlığında himaye edilmektedir.

Dolayısıyla “Nimet verilen dostlarının yoluna ilet” mecburiyeti, bu hüküm üzerine sabitlenmiştir.

Benim dosta ihtiyacım yok diyenler olmuştur, olacaktır. Allah ile arama kimseyi koymam diyenler olmuştur, olacaktır. Allah’ın yoluna varmak için bir Kâmil-i Mürşid’e intisap etmem diyenler olmuştur, olacaktır.

Kur’an’ın çoğu ayet’ullah’ı bu gaflet halinden bahsetmektedir ki dost varlığını kabul edenlerden çok rededen kavimler anlatılmaktadır.

Dost kavramını günümüz ve evvelki dönem peygamberlik-şeyhlik anlayışı üzerinden değerlendirmek bu gafletin en kalın perdesidir.

Kevser suresi dönemin müşrik anlayışına istinaden, günümüz müşrik anlayışına da cevap vermektedir.

Hadi Kevser suresini geçelim, anlaşılmıyor diyelim, Fatiha suresi Dosttan kaçacak bir delik bırakmamacasına Hakk Dost’larının yoluna yönelmeyi en başa tutturarak Kur’an’ın içine öyle girmemizi mecburi kılıyor.

Fatiha’sız Kur’an olmaz diyenler, oradaki Dost kavramını hem Kur’an’dan hem fatiha’dan ayrı göremezler.

Kur’an evrenselliği ile her okuyucusuna hitap ediyorsa şöyle bir örneklik olmalı;

Kur’an’ı okumaya niyet ettik. Bismillahirrahmanirrahim dedik açtık, ilk sayfayı okumaya başlıyoruz. Fatiha suresi bizim bu Kur’an’ın nimetlerinden faydalanmamız için “dostlarının yoluna ilet” buyurdu.

Kapat Kur’an’ı bir Hakk Dost’u aramaya koyul, çünkü Dost olmadan bu harfler yenilir, yutulur, içilir bir nimet değildir. Nimet dediğimiz faydalı gıdalanmadır, kanımıza canımıza her zerremize işlemelidir.

Onun içindir ki maalesef Dost’tan mahrum tüm insanlara, ölüye diriye yasin okuyun dediler. Çünkü o zihniyet ölü bir zihniyetti.

Yasin’i okuyup idrak edenler, Dost varlığını bulmuş yola koyulmuş olan kimselerdir.

Toplulukları Dost’tan uzak tutmak isteyen zihniyet, onları kitabın ortasına bırakıp kaçtı. Yazılanlardan kendi kendine bir mânâ çıkarmak mümkün bile değilken anlam karmaşası içinde savrulup durdular.. Anlamıyoruz, anlamadığımız gibi sunulan mesajları yanlışta anlayabiliyoruz. Bunca dinsel tartışmaların kaynağı olan çok büyük bir eksiklik vardır.

İşte bu kendi kendine oku deyip bizleri Kur’an’ın ortasına atan zihniyete şunu demeliyiz.

“BEN OKUMA BİLMEM” tanıdık geldi değil mi?

Esasen bu da başlangıcın başlangıcı olarak “ben okuma bilmem” demeye gelmemizi sağlayacak en önemli unsurdur. Cebrail yani akli melekemiz bize okumayı telkin ediyor fakat Muhammedi varlık “ben okuma bilmem” diyerek diretiyor.

Bu diretme katiyen kabul etmeme değildir, varlığındaki öğreticiye ve okutucuya işaret etmektedir.

Bizi Kur’an’ın başına döndüren kelâm;

“RAHMÂN ve RAHÎM OLAN ALLAH’IN adıyla OKU.”

Daha fatihadaki Dost’u zikretmeden Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla karşılanırız.

Kim bu Rahmân ve Rahîm olan.

Rahmân varlığı Kur’an’a yönelen kişiyi varlığıyla çepeçevre kuşatan ve dışarda tek bir zerre dahi bırakmayan yegane kuşatıcıdır.

Rahmân’ın karşılığı bir adam olmakla beraber bir Adem’oğlu yani Kâmil bir zâta yönelmemizi istiyor ki, bizi Adem’iyetliğimiz içine yönlendirsin.

Önce Rahmân ol yani Adem’iyetliğine doğru dışardan içeriye bir yönlendirme başlatmaktadır.

Rahman ve Rahim olan Allah, senin dostundur.

Dost varlığını Sen’i içerden kuşatan yegane mabuttur.

Dost’um Rahmân’dır, el-Lâtif’tir.

Dost’um Rahîm’dir, el-Muğni’dir.

Dost’um Rabb’imdir, el-Aziz’dir.

Dost’um Hakk’tır el-Adil’dir.

Dost’um Mürşid’imdir el-Hàkim’dir.

Bir Dost ara bul kendine, dertlere şifa ol’sun.

Bir Dost edin kendine, gecene nûr ol’sun.

Bir Dost tut kendine, aşkın yücelik bul’sun.

Bir Dost buldum kendime, köklerim arş-ı tut’sun.

İLLÂ İLLALLÂH HÛ..HŞY

You Might Also Like

HER BEDENDE RUH YOKTUR. RUH; ÂDEM’İYETLİK İLE KESBEDİLİR..

HER TOPLUMUN BİR ÖNDER’E İHTİYACI VARDIR..

HER TÜRLÜ BİLİM KALICILIK İÇİNDE SÜREYE TÂBİDİR; İLİM, EBEDÎ ve EZELÎ BAKÎLİKTİR..

D’in’le HŞY’den.. HAS AN’DA ŞÜKÜR’ÜNE ER’EN’LER..

HER İ’NSAN’IN İÇ ÂLEMİNDE KENDİ HAKK’İKAT’İ “ALLAH” VARDIR..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

HER BEDENDE RUH YOKTUR. RUH; ÂDEM’İYETLİK İLE KESBEDİLİR..
H Yayıntaş Ağustos 4, 2026
HER TOPLUMUN BİR ÖNDER’E İHTİYACI VARDIR..
H Yayıntaş Ağustos 3, 2026
HER TÜRLÜ BİLİM KALICILIK İÇİNDE SÜREYE TÂBİDİR; İLİM, EBEDÎ ve EZELÎ BAKÎLİKTİR..
H Yayıntaş Ağustos 2, 2026
D’in’le HŞY’den.. HAS AN’DA ŞÜKÜR’ÜNE ER’EN’LER..
H Yayıntaş Temmuz 30, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?