Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: HER TÜRLÜ BİLİM KALICILIK İÇİNDE SÜREYE TÂBİDİR; İLİM, EBEDÎ ve EZELÎ BAKÎLİKTİR..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > HER TÜRLÜ BİLİM KALICILIK İÇİNDE SÜREYE TÂBİDİR; İLİM, EBEDÎ ve EZELÎ BAKÎLİKTİR..
H Yayıntaş

HER TÜRLÜ BİLİM KALICILIK İÇİNDE SÜREYE TÂBİDİR; İLİM, EBEDÎ ve EZELÎ BAKÎLİKTİR..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 02/08/2026
H Şükrü Yayıntaş 237 kez okundu

Dergâhlar manen değişim ve dönüşüm noktalarıdır, buna İ’nsan’iyetliğimiz de dâhildir.

Zahiren mühlet verilenlerden kimse doğduğu şekliyle kalmaz, büyür, aklına erer, düşüncesini genişleterek maddesel âlemde kendi maddiyatını keşfeder..

Okur da okur, bilgili insan olur; profesör olur da bu bilgi üzerinden kalıcı olma gayreti gösterir.

Onların da bilgisel anlamda elbet belli bir süre kalıcılığı vardır. Sadece anıldıkları zamanlar ve mekanlar farklıdır.

Biliniz ki nice bilim insanları insanlığın tozlu tarihinde unutulup gitmiştir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, ortaya konulan araştırmalarda görüyoruz ki sadece günümüze ve yüz yılımıza ait gelişmeler değildir. İster tıp alanında olsun ister sanat, geçmişte bizden daha iyilerinin varolduğunu inkar edemeyecek kadar delillere (taşlara oyulmuş semboller ve yazıtlar) sahibiz.

Günümüz teklojisiyle dahi aklımızın ermediği dünyevi gelişmişlikler kimin eseridir kimse bilmez. Bir isim ya da bir hikayesi yoktur, teoriler çok ve çeşitli olmakla birlikte isimler ölümsüzlük taşımamakta, dolayısıyla her hangi bir isme rastlanılmamaktadır.

Kalıcılık bakilik değildir, bakilik Hakk varlığında yol almış erenlerin keşf-i seyahatleridir.

Yine biliniz ki binlerce yıl önceki teknolojik gelişmelerin var olduğu zamanlarda Hakk Dost’ları da mevcuttu. Bizler halâ O’nların isimleri maneviyatlıkları içinde bilmekteyiz. Nasıl olur da ruhaniyeti yüksek, maneviyatı sağlam olan bir zâtın kelâmları içinde dünyevi bir bilgiye rastlamayız. Bunun cevabı maddesel bilgi ile maneviyat ilminin (kalıcı ve bakilik) arasındaki farktır. Kalıcılık adı üzerinde bu âlemde kalır, bakilik her devrin ve dönemin içine sızmak değil gürül gürül akmaktadır.

İsteyen istediği titr üstüne, isminin önüne yazdırsın.

Hakk’ın Kendi varlığı içinde ismini fısıldadıkları daim ve zamansız anılacaklardır.

Siz zan’nediyor musunuz ki o zâtlar en iyi üniversilerde okuyup o ilimleri tahsil ettiler.

İlim dediğimiz hakikat gelince tüm kitaplar suya düşer yani ilmin içinde eriyip silinirler.

İlim deryasına kabın boş girilmelidir yani düşüncen edindiğin bilgilerden muaf edilmelidir..

Geçmişte edinilmiş bilgilerle içsel bir tarik oluşmamaktadır, ardına bakanlarla yol yürünmemektedir. Değişim gelişime açık olanlarındır. Dönüşüm adı üstünde önceki yolundan dönmendir.

Dönmek, düşüncenize giydirilmiş o harfleri, kitabi öğretiyi yıkmakla olmaktadır.

Bilgisel anlamda öğrenilen ve öğretilmiş olan her bilgi tırtıla benzer, tırtıl olunmadan kelebek olunmaz elbet, işte o tırtılı kelebek oluşunuza kurban ediniz, dışsal kanallarla öğrendiklerinizi içsel varlığınızda dönüştürünüz.

O kitabi bilgiyi içinizde yok edip özgürleşiniz.

Telkin dediğimiz olgu sadece Kendi varlığına yönelişin için gereklidir, intisap ettiğin zâtın kelâmları dahi öğretiden ziyade birer yönlendirmedir..

İlim deryasına çıplak girmek gereklidir, geçmişte edindiğin bilgi isminin önüne ünvanlar getirdiyse o ünvanlar gaflet uykusu gibidir. Unvanlar dış âlemin en kalın perdelerdir. Bazı ilim insanları beni şu unvansız tanıtma der, ün yani şan, şöhret ilâhi varlığın önüne geçmeyecek kadar gelip geçicilik taşır. Yerle yeksan olan topluluklardan maneviyatlık dışında bir ses seda var mı?.

Maddesel güç anlamında bir bahis var mı?.

Bizler Kur’an’ı dahi okurken maddi varlığın bahsine pek rastlamayız, okuduğumuz kısımlar da infak üzerine yazılmış âyetlerdir.

Buna göre zannederiz ki dünyevi olarak en iyi yaşayan nesil biziz. Hayır.

Maneviyat içinde maddiyat anılmaz, fakat maddiyat içinde maneviyatı anmak mümkündür.

Dergâh geleneği içindeki anlayışımız da bu yöndedir. Dergâha girdiğinde iklimin değişir, maddiyat maneviyata bürünür ve o manevi atmosfer içinde madde konuşamazsın. Dergâhları dergâh yapan tek unsur mihrabdır, her ne kadar camilerde de bulunsa da önemi ve manâsı camininkiler sağ olsunlar hocaların gölgesinde kalmaktadır.

Bu anlayış dergâhtan başlayıp bedenen sürmesi gereken bir anlayıştır. O maneviyata büründüysen taşıdığın bedenin dergâhın mabedin olur ve o mabedin Kendi Varlık mihrabına döndürülürsün. Öte âlem dediğimiz ahiret hayatı da yaşam için vücud bulmaya başlar.

Dergâhlar maddesel âlemin içinde ahireti taşır. Tıpkı bedenimiz içinde ruhaniyetimizi taşıdığımız gibi.

Dergâha girenler mutlak surette değişip dönüşürler. Bunun faydası kimseye olmayıp kendi varlığına olan sadakatindendir..

Hakk’ikat’ten ölümsüzlük, O’ Ru-Hû ilâhi varlığın bakiliğinde tarik eyleyebilmekten geçmektedir.

Haşa ölümsüz olan adı üstünde fani bedenlerimiz değildir.

Varlık ne nispette vücud eylediyse o nispette Hakk’ın bakiliği üzerinden anılırız.

Gidenlerin ardında hoş bir seda bırakması, Allah’ın kelâm’ullahı ile olmaktadır.

Bu gitme cismi ölümle değil ölmezden evvel ölmek şuuruyla taçlanmaktadır. Mânevi olarak maneviyat üzerinden anılmak buradan göç etmeden göç etmektir. İşte o zâtlarda cismi ölüm algısı bir yasa değil bir bayrama dönüşmektedir. Zaten yaşarken göç ettiler, bedenleri bir süre burada kaldı, kaldı ki göç ettikleri an’layıştan söz değil kelâm getirdiler.

Söz geçici, kelâm kalıcı ve silsile-i tarikin izini taşıyan mihenk taşlarıdır.

Kur’an ayet’ullah’ında sözlerinden dönenlerden bahsedilmektedir. Sözün bir hüküm taşımadığını belirten ayet’ullah, kelâm sırrını ortaya koymuş ve kelâmın hükmüne âlemleri tabi tutmuştur.

Sözler gelip geçici olan gerçeklik alanımızı şekillendirken, kelâmlarımız bizleri ruhani katmanlarımıza doğru çeker. Olacakları ve olmuşları bilenler işte o hükümlerin kelâmlarını işitenlerdir..

İLLÂ İLLALLÂH HÛ..HŞY

You Might Also Like

HER TOPLUMUN BİR ÖNDER’E İHTİYACI VARDIR..

D’in’le HŞY’den.. HAS AN’DA ŞÜKÜR’ÜNE ER’EN’LER..

HER İ’NSAN’IN İÇ ÂLEMİNDE KENDİ HAKK’İKAT’İ “ALLAH” VARDIR..

LEDUNI ËSHTË ATY DHE I NËNSHTROHET ZBULIMIT..

LEDÜN ORADADIR ve KEŞFE TÂBİDİR..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

HER TOPLUMUN BİR ÖNDER’E İHTİYACI VARDIR..
H Yayıntaş Ağustos 3, 2026
D’in’le HŞY’den.. HAS AN’DA ŞÜKÜR’ÜNE ER’EN’LER..
H Yayıntaş Temmuz 30, 2026
HER İ’NSAN’IN İÇ ÂLEMİNDE KENDİ HAKK’İKAT’İ “ALLAH” VARDIR..
H Yayıntaş Temmuz 29, 2026
TEKKEYE İHTİYAÇ VAR MIDIR?..
Gülten Samtaş Temmuz 27, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?