Kur’an ayet’ullah’ında geçen İsa’nın doğumu Âdem’in doğumuna benzetilerek, beşeri olarak bir anne babadan doğduğunu, fakat ruhani yaratılışları itibariyle Rahman ve Rahim olan Allah’ın nurundan tecelli ettiği bildirilmiştir.
Adem İsa’ya, İsa Âdem’e benzemektedir.
3/59- “Allah katında İsa’nın yaratılmasındaki durum, Âdem’in durumu gibidir. Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi, o da oluverdi.”
3/60- “Bu konuda gerçek bilgi, sana Rabbinden gelmektedir; o halde sakın şüphe edenlerden olma!”
Âdem’in yaratılışı dünyada hiç insan yoktu, ilk bedeni olarak Âdem yaratılmış demek değildir. İblis’in itiraz etme sebebi bunu açıkça ifade etmektedir.
“Yeryüzünde bozgunculuk yapan insan türünden mi halife yaratacaksın” deyip, ismi Âdem’e secde etmemesinin sebebini açıklamaktadır.
2/30- “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.”
O ana kadar yeryüzünde şu anki gibi pek çok topluluk ve milletler vardı.
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın içlerinden halife yaratacağım buyruğu, insan zürriyetinden Ru-Hû ilâhi varlığın soyunu başlatması ve tekrar edecek bir yaratılışın başlangıç noktasını oluşturmuştur.
Hz. İbrahim’in duasını hatırlayın ki,
2/24-“Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, “Ben seni bütün insanlara imam yapacağım.” buyurdu. İbrahim, “Zürriyetimden de yap!” dedi. Rabbi ona “zâlimler benim ahdime nail olamaz!” buyurdu.”
Hz. İbrahim’in iki oğlu oldu, İshak ve İsmail. Yahudilik dinin atası olarak kabul gören Hz. İbrahim yahudiliği İshak üzerinden devam ettirmiştir, İsmail ise müslümanlığa uzanan yolun devamı niteliginde kabul görmektedir. İsmail’in Kurb’anlığı, kurb’iyetlik makamı (teslimiyet) üzerinden Hz. İbrahim vasıtısayla İslâm topluluğunda devam etmektedir. Yahudiler kurban edilenin İshak olduğunu iddia ediyorlar. İbrahim’den sonra İsmail’i değil İshak’ın dinini tahrip ettiler. İsmail’i kabul etmiyorlar Yahudiler.
Bu kurb’iyetlik Habil ile Kâbil’in kıssasına benzemektedir. Kurb’iyet teslim olmak ve Allah’a adanmışlığın kabulunü göstermektedir. Netice itibariyle İsmail’in kurbanlığı Hakk katında kabul edilmiş, Râsûl’iyet varlığı Hz. İbrahim varlığından Muhammedi varlığa erişmiştir.
Keza Meryem’in mabede kurb’an edilişi yani adanması da böyledir, kabul edilmiştir ki nimetini Hz. İsa ile aksettirmiştir.
Bu zâtların her biri hâlifedir.
Konumuza dönecek olursak, hali hazırda halifelik kavramı “hiç bir insan yoktu da, ilk olarak topraktan yaratılan Âdem’dir” demek Âdem’den sonraya intikal eden ve devam eden soyun varlığına terslik oluşturur.
Adı geçen tüm peygamberler ve Râsûlleri Âdem’iyetlikleri ile halifelik makamından seslenmişlerdir.
“Âdem’i topraktan yarattın beni ateşten” diyerek böbürlenen ve kendini üstün tutan İblis, topraktan yaratılan insan zürriyetine atıfta bulunmuş, o toprağın içinden bir halife yaratıp adının Âdem olduğunu bildirmiştir. Yani topraktan yarattığı İnsan’ın iç varlığından bir halifelik yaratması söz konusudur.
Bunu dünyevi olarak açıklamak gerekirse, bir insan düşünün ki niteliksiz, marifetsiz.
Nitelikli olan insanlar aracılığıyla işlenerek yani öğretilerek ona bir nitelik ve marifet kazandırılır. Daha önce bu insan yok muydu, elbet vardı. Fakat bilgisiz ve bilinçsizdi. Bilgiyi ve bilinci öğretmenin tek yolu yokluktan geçmektedir.
5 yaşında yine bir insandın fakat bilgin çok sınırlı idi neredeyse hiç bir şey bilmiyordun. Öğreticilerin elinde beşeriyetine bir Kemâlat kazandırdın ve misal doktor oldun. İşte bu topraktan yaratılan Âdem’e bir örnektir. O bilgi toprağın (insanın) içinden çıkmıştır.
Âdem’iyetlikteki ilmin çıkışı da böyledir.
Öğreticisi Rabbidir, insandaki işleyiş gibi ilim Âdem’de yok mudur, vardır elbet. Fakat nasıl vücud eyleyeceğini ona yüklenmiş olan kabiliyetleri nasıl kullanacağını ve marifete dökeceğini bilmiyordur.
2/ 31-32-33- Rabbi ona isimleri öğretti buyurur Kur’an.
Ressamlık, ressam ismini bilmekle ressamlığı bize öğretmez, öyle ya, ressam kelimesi isim yüklemesi olarak hepimizin belleğinde vardır.
Rabbimin isimleri açıp öğretmesi fiillere dayalı marifet-name’ye dönüşmesidir.
Hakk’ikat’i marifete, marifeti Hakk’ikat’e tâbi kılmasıdır.
Âdem’in yaratılışını, Rabbimizin ilk beyanında geçen “halife yaratacağım” kelâmı ile düşünmek gerekir.
Âdem’iyetliğin ardından bir çok halife gelmiş, geçmiş, gelmekte ve gelecektir.
Halifeliğin manâsı, Allah’a (Rabbine) yönelen kulluk bilincidir.
Günümüz itibariyle Allah’a yönelen bu bilinçler olmasa idi, bu âlem olmaz idi.
Her insanın bir Âdem namzeti olduğunu tüm insanlık kabul etmektedir.
Ama Âdem’in çocuklarıyız desin, ama Âdem babamızdır densin. Adem’iyetlikle ilişkili olduğumuz aşikârdır. Bu halde Âdem’i Âdem yapan unsurun halifelik misyonu olduğunu kabul etmekteyizdir, öyleyse her insan bu misyon içine doğmaktadır.
Şu an dünyaya gözlerini açan bir bebek, insan olması hasebiyle müstakbel halifedir. Ruhani bakımından kadını erkeği yoktur, yaratılış esnasında Rahman ve Rahim’in önemi vardır.
Her dünyaya gelen bir Âdem zürriyeti içinde beşeri olarak dünyaya gözlerini açar, annesi, babası, akrabaları, topluluklar, milletler ve dinler arasına dünyevi olarak doğar. İşte bu doğuş, onun halifeliğe hazırlanma sürecidir.
Nedir halifelik; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a yönelerek tevhid inancını tebliğ etmektir. Tevhide yönelenin yöneldiği kaynaktan başka söyleyeceği söz yoktur.
10/15-“Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki, “Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.”

