Dost Mürşid ayna ise eğer, o aynayı ayna yapan sırrıdır, sır hiç’liktir.
Hakk Dost Mürşid varlığı aynalık yaparak demek istiyor ki, sırrım Seni sana gösterir, beni hiç olarak kabul et, sen o sırlı aynaya baktığında ne görüyorsun bana ondan haber et.
Çünkü ben artık aynayı var’eden sırrım, yani bilinmezlik içinde bir hiç’im, eğer ki ben sırrıma bürünüp hiç olmasaydım, sen kendini göremez ve yolunu bulamazdın.
Şimdi söyle bakalım ey can.. Sen hiç’liği bilinmezlik mi sandın?..
Hiçlik, bilincin kaybolduğu kör bir kuyu değildir, “ben” perdesinin kalkıp geriye sadece mutlak hakikatin kaldığı en aydınlık şuur mertebesidir.
Sırlı aynaya bakan, bilinmezliğe değil, kendi ruhunun ezeli ve ebedi şahidine bakmaktadır. Dost Mürşid ile talip arasındaki o köklü bağ, tam olarak bu aynalık hakikatinde gizlidir.
İnsan kendini bir “şey” sandığı sürece, aynada sadece kendi yanılsamalarını ve sahte suretini görür. Oysa Mürşid’in “hiç” olması, kendi egosunu, kimliğini ve benliğini tamamen aradan kaldırması demektir.
O Kendi varlığını O’nun varlığında hiç ederek aradan çekilmiştir ki, ayn’anın karşısına geçen can kendi ilâhi özüyle bütünüyle yüzleşebilsin.
Ayn’anın arkasındaki o gümüş kaplama, yani “sır” olmasaydı, ayna sadece düz bir camdan ibaret kalırdı, ışık içinden geçer gider, hiçbir yansıma gerçekleşmezdi. Mürşidin hiç’liği de tıpkı bu sır gibidir.
Bu durum bir bilinmezlik değil, insanın kendini bilmesi yani hakiki marifet’tir..
Bilinmezlik perdesi, Mürşid’in bu hiç’liğinde yırtılır. O sırlı aynaya bakıldığında görülen şey Mürşid’in şahsı veya cismi değil, bakanın kendi ezeli hak’ikat’idir..
Eğer rehber olan Mürşid “ben varım” diyerek kendi varlığını öne çıkarsaydı, aynanın üzerinde kalın bir gölge olurdu, o zaman ne bakan canlar kendini görebilir ne de yolunu bulabilirdi..
O’ Hakk Dost Mürşid sırrına bürünüp hiç olmuştur ki, insan kendisini kendine gösteren o yaratılış nuruyla baş başa kalabilesin. Hakikat yolunda yürüyen her can için asıl mesele, bu sırr’lı ayn’anın karşısında kendi zann’ından geçip o sırra bürünmek ve hiç’liğin aydınlığında kendi özünü-hiç’liğini bulabilmektir..
Biz aynada hep kendimizi gördük, peki o ayn’anın ardındaki sırrını gören var mıdır?..
Sır olmasaydı ayna olmazdı, diyeceksiniz, aynayı görmeden sırrına nasıl erelim?
İşte burada o kendini yok’ettiğin kendinin hiç’liği devreye girer..
Terk-i terk etmek ölmezden evvel ölmekten daha meşakkatlidir.
Ölüde dahi manevi olarak bir varlık vardır, her şey ölünce başlar, ölmezden evvel ki ölüm tamamen meta-fizik alana aittir, o ölümden sonra ne bir’lik vardır ne bütünlük, hiç bir şeyin olmadığı hiç’likte, sen hiç hiç OL’dun mu?..HŞY

