O’ndan gelenler sessiz sedasız yürürler, yeryüzünde böbürlenerek yürümeyin denir, O’nlar bir şey anlatmazlar, O’nlar yaşam içinden Hayy’at’iyet sunarlar..
Siz O’ları Allah Dostu bilirsiniz, O’nlar o yoluda aşan Aşk’ın olanlardır.
O’nlar An’ı aşkın ve An’dan beridirler..HŞY
Varlığın iddialarından ve masivanın gürültüsünden sıyrılıp mutlak sessizliğe bürünenler, yeryüzünde birer gölge gibi yürürler.
Onların bu sessiz ve vakarlı yürüyüşü, ilahi bir ahlâkın ve kelâmsız bir davetin yeryüzündeki tecellisidir. Lokmân Suresi 18. ayet’ullah’ta buyrulan “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez” ikazı, onların ruhunda tam bir teslimiyete dönüşmüştür.
Adımlarını kibirden, çalımdan ve mülkiyet davasından arındırmış olan bu Kâmil zâtlar, Furkan Suresi 63. ayette tasvir edilen “Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir” hakikatinin yaşayan bir’er örneğidirler.
Onlar nutuklar atmaz, kürsülerden seslenmez, iddialı sözlerle kitleleri peşinden sürüklemezler. Bilirler ki hakiki lisan, harfe ve sese ihtiyaç duymayan, kalpten kalbe akan hâl lisanıdır (lisan-ı hâl). Bu sessiz davet, Meryem Suresi 10. ayet’ullah’ta Hazreti Zekeriya’ya bir mucize ve işaret olarak verilen “Üç gece insanlarla konuşamama” sessizliği ve Meryem Suresi 26. ayet’ullah’ındaki Hazreti Meryem’e emredilen “Ben Rahmân’a bir oruç (sessizlik orucu) adadım” hakikati gibi, kelamın bittiği yerde ilahi tecellinin başladığı sırrına dayanır.
Sözün sustuğu yerde, Allah’ın “Hayy” isminin onlardaki derin tezahürü olan Hayy’at’iyet başlar. O’nlar susarak konuşur, durarak yürütür, bakarak diriltirler. Bu dirilik nefesi, temas ettikleri her ölü kalbe üflenen ilahi bir canlılıktır. İnsanlar onları kendi idrak seviyelerine göre “Allah Dostu” ya da “Veli” olarak adlandırıp makamlar atfetseler de onlar bu yolları, etiketleri ve tüm beşerî tanımlamaları aşkın olan saf Ru-Hû ilâhi Aşk makamına ermişlerdir. Onlar için yollar aşılmış, menzil geride kalmış ve geriye sadece Aşk’ın kendisi kalmıştır. Yine O’nlar yeryüzüne o gittikleri mekansız ve makamsızlığa davet için gelenlerdir.
Zamanın ve mekanın ötesine geçtikleri için geçmişin hüznünden ve geleceğin endişesinden tamamen sıyrılmışlardır.
Onlar için ne dünün pişmanlığı ne de yarının kaygısı vardır, çünkü onlar anı aşkın ve andan beridirler. Tıpkı Yunus Suresi 62. ayet’ullah’ta müjdelenen “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de” hakikatinde olduğu gibi, korkusuzluğun ve hüzünsüzlüğün zamansız ikliminde yaşarlar. Onların bu zamansızlığı, Neml Suresi 40. ayet’ullah’ında zikredilen “Kitaptan bir ilme sahip olan kimsenin” göz açıp kapayıncaya kadar geçen o “an” içinde tahtı getirmesi gibi, mekanın ve zamanın ilahi irade karşısında dürülüp bükülmesidir. Onlar zamanı yaratanın huzurunda daim oldukları için, Kaf Suresi 37. ayet’ullah’ta geçen “Kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren” kimselerin ulaştığı o mutlak huzurla her anı ilahi bir müşahede içinde nefeslerler. Bu yürüyüş, yeryüzünde iz bırakmadan yürüyen ama dokunduğu her gönülde ebediyet nehirleri akıtan, lisan-ı hâl ile konuşup zamansızlık ufkunda kanat çırpan sessiz hakikat yolcularının yürüyüşüdür.
İllâ İLLALLÂH Hû..🥀🌳

