Biat bağı zahiri değildir ki bu apaçık ortadadır, gündüz zahir gece batındır. O’ Allah kullarını gece arar, gece bulur, gece’sine çeker. Gecenin yolcuları gündüzde aydınlık olurlar, zahirde onları görmek pek mümkün değildir, bu sebeple yollar ayrışır gibi görünür, gündüz yanyana geldiklerin gecenin örtüsü altındadır, O’ Rahman onları örter, ne dediği anlaşılır, ne de verdikleri tanıdıktır. Geceyi bilen gecenin içinden gelenlerdir. Gündüzden gelenin gecesi zayidir. Geceye koşun, kıyam durun, nimetlerler dağıtılır sunun, hiç olmazsa ikrâm’dan buyurun ki duyun.
Gündüzün gürültüsü, renklerin aldatıcılığı ve nefsin bitmek bilmeyen telaşı, ancak gecenin örtüsü indiğinde sükût bulur. Gündüzün gözü kör kulağı sağırdır, sadece suretleri görür.
Gece ise kalbin gözünü açar ve o muazzam işitmeyi duyurarak sireti gösterir.
İnsan zanneder ki ibadet ve vuslat sadece görünen alemdedir. Kul, Rabbine en çok tenhada, kimsenin görmediği o halveti sessizlikte yaklaşır. Nitekim Yüce Allah, Furkan Suresi 47. ayet’ullah’ta şöyle buyurur. “O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı kılan, gündüzü de diriliş vakti yapandır.” Bu örtü, sadece fiziki bir karanlık değildir, o, Rahman’ın sevdiklerini dünyadan, nazarlardan ve yabancılardan (cinlerden) gizlediği manevi bir kalkandır.
Gecenin yolcuları, gündüzün içinde birer sır gibi yürürler. Onları zahirde tanımak, kalabalıklar içinde ayırt etmek mümkün değildir. Gündüz yan yana yürüdükleriniz, aslında gecenin o derin mukaddes örtüsü altında bambaşka bir alemdedirler.
Ne dedikleri avamca anlaşılır, ne de sundukları ikramlar dünyaya aittir. Gündüzden gelenin, yani yüzünü tamamen dünyaya, maddeye ve şöhrete dönenin gecesi zayidir. Geceyi bilmek, ancak gecenin içinden geçmekle, o karanlığı bağrına basıp nura çevirmekle mümkündür. Rabbimiz, dikey yükselişin ve kalbi uyanışın vaktini Müzzemmil Suresi 6. ayet’ullah’ta bizlere açıkça beyan etmektedir. “Şüphesiz gece vakti kalkışı, (kalp ve dil uyumu yönünden) daha tesirli ve okuyuş bakımından daha sağlamdır.” İşte bu yüzden Allah kullarını gece arar, gece bulur, gece’sine çeker.
İsrâ’yı gece lütfeden, Musa’yı Tur’da kırk gece ağırlayan irade, bugünün savrulan insanını da geceye, kendi içine davet etmektedir. Gündüzün sahte aydınlığında kaybolan canlar için şimdi fecre kadar sürecek bir sığınak vaktidir. Kalabalıkların gürültüsünden, rütbelerin ve unvanların ağırlığından sıyrılın. Geceye koşun, kıyam durun. Gök kapılarının aralandığı, Rahman’ın R’Ahmetinin sağanak sağanak yağdığı o demlerde, nimetler dağıtılırken el açın, kalbinizi sunun. Hiç olmazsa o ilahi ikramdan buyurun ki hakikatin sesini duyun. Unutmayın ki, gecesi olmayanın gündüzü de aydınlık olamaz.
Ki seher vaktinde bir nida gelir ukbadan;
Kalk ve uyar (74-2)

