Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: DÖNÜŞÜM YOLDA, SEN’DE KATIL TARİK-İ KERVANA..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > DÖNÜŞÜM YOLDA, SEN’DE KATIL TARİK-İ KERVANA..
H Yayıntaş

DÖNÜŞÜM YOLDA, SEN’DE KATIL TARİK-İ KERVANA..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 18/08/2026
H Şükrü Yayıntaş 25 kez okundu

Kur’an nefsleri okşayan bir kitab’ullah değildir.

Düşünmemizi ve aklımızı yürütmemizi isteyen talepleri vardır.

Yönelmeden önce rû’hû nefes için bu taleplerin yerine getirilmesini istemektedir.

Düşünenler için yazılmış ve Allah kelâmı dediğimiz Kur’an’ı düşünmeden edemeyiz.

“Oku” diyerek başlayan ve “düşünen toplumlar için nice ibretler vardır” diyerek devam eden Kur’an, düşünme ve akl’etme unsurlarını çalıştırmamızı buyurmaktır.

Buyruk “düşünün” “idrak edin” “akl’edin” diyorsa bu özellikler her insana baş’tan verilmiş özelliklerdir.

Kur’an’da hoş kelâmlar olduğu gibi nahoş kelâmlar da vardır.

Tıpkı şahsiyetliğimiz (Kur’an anlayışımız) içinde uyarı ve öğütlerde bulunduğumuz gibi, bizler bu uyarı ve öğütleri Muhamnemedî Kur’an esasları üzerine dayandırmaktayız.

Hoş muhabbetler elimizden geldiğince ve dilimizin döndüğünce yapılmaktadır, dinleyenler ve takip edenler bilirler.

Fakat çok hoş muhabbetlerde uykuya meyilimizi artırmamalıdır.

Kur’an’ın insanları sarsan ve dürten yönü nefslerimize sert gelen uyarılarıdır.

Zahiren uyuyan birini düşünün! Seslenirsiniz seslenirsiniz duymaz, yanına gidersiniz seslenmeye devam edersiniz ama uyanan yok, biraz sesinizi yükseltmeye başladığınızda uyuyan kişi rahatsız olup sağa sola dönmeye başlar, hele bir de dürttünüz mü veryansın edebilir.

Zahirdeki bu uyku, uyuklama, derin uyku hallerini kendimize batınen örnek almak farzdır.

Hoş sözler okşanmaktır, insan okşandıkça uykusu artar, uyanmak ve dahi uyanıklık hâlini korumak için işte o kur’an’ın sert gelen, duyulmak istenmeyen ayet’ullah’larına yönelmek ve işitmek şarttır, o uyarıları içten işitenler diken üzerinde ve tetikte kalır.

Diken üstünde hiç uyku olur mu?

Şu nahoş ayet’ullah’lar size, bu hoş ayet’ullah’lar bize diyerek bir anlayış inşa olur mu?

Ki Kur’an’ın tamamı uyarıcı, yönlendirici emir ve yasa-k’lardan oluşmaktadır.

Esasen Allah’ın dolayısıyla kur’an’ın yasakları yoktur, yasaları vardır.

Yasalara uymayan bireylerin ve toplulukların hüsranlığı bizleride bu yasalara tâbî kılmaktadır.

Onların başlarına gelen hadiselerin bizlerinde başına gelmeyeceğinden garantimiz mi vardır.?

Muhammedî varlığından akıtılan bu ilâhi yasalar, yönelenler için birer delildir.

Yönelmeyenler için sadece bir ceza unsurudur.

Allah ceza vermez yâ Hû.

Yasalarını ihlal edenler yasaların ilâhi adalet karşındaki hükmünü bulur.

Her zaman muhabbetlerimizde zikrettiğimiz gibi, hüküm Allah’ındır, eyvallah, fakat hükmü kestiren bizlerizdir.

Kur’an’da hangi hüküm öncesi bir kitap ya da peygamber veya bir Resûl gönderilmemiştir. Uyarılar ve öğütlerin fayda etmediği kesinleşene dek O’ Allah, süre vermiştir. Bu süre son nefes öncesine kadardır. Hüküm yarına kalır asla son nefese kalmamaktadır. Peygamber ve Resûllerine de sabretmelerini öğütlemiştir.

Velhasıl bizlere tüm yönelenlere ilâhi yasaların inceliğini bildiren Kur’an, bu yasaları kıstas vererek âlem içinde, dünyadaki düzene entegre etmemizi istemiştir.

Zahiren bu ilâhi yasaların karşılığı hukuku kanunlarımızdır.

Allah’ın yasalarının ceza üzerine kurulu bir düzeni ve nizamı olmadığını kanun üzerinden örnekleyelim.

Trafik kanunlarına göre yeşilde geçeriz, kırmızıda dururuz. Bu önceden belirlenmiş ve araç kullanmaya ehliyeti olan her insanın öğretilerek bildiği bilgilerdir. Hiç kimse bu bilgiyi öğrenmek için kırmızıda geçmeye kalkmaz, çünkü önceki geçenlerin başlarına ne geldiği kendi yaşamasa dahi çok iyi bilmektedir.

Oldu da kırmızıda geçtik diyelim.

Allah korusun, diyoruz, deriz de.

Kırmızıda geçen biri için kanun ne yapsın? Zaten sürücüyü korumak için gerekli uyarıları koymuş.

Gidelim kanunu suçlayalım yani yasayı, böyle birşey olabilir mi?

Ya da trafik kanunlarını kim belirliyor yani bu kanunu koyan kim?

TBMM böyle istedi, TBMM böyle yazdı, bunu mu diyoruz.

Yoksa Allah böyle istedi, kaderinde varmış vs.. mi diyoruz.

Tabiki Allah’a bağlıyoruz, bağlamalıyız da.

Çünkü tüm kanunlar O’nun yasalarına tâbidir. İnsanoğluna kanunları yaptıran tek örnek Allah’ın el’Adl varlığındaki yasalarıdır.

Peki neden Allah böyle istedi, diyoruz! Bunun altındaki Hakk’ikat’i görmek gerekir.

Allah ilâhi yasalarını hangi sınırlar içinde çizdiyse, milyon yıl önce ve milyon yıl sonra bu yasalar hiç değişime uğramadan devam etmiş ve edecektir.

İlahi yasalarda O’nun el’Adl varlığında zerre değişme, şaşma, sapma olmazken, hukuken kanunlar sürekli değişebilir, umarız ki iyileştirilerek insanlığı koruma amaçlı adımlar atılabilir. Çünkü insan eksik bir varlıktır, sürekli tamamlanmaya programlıdır.

Allah’ın yarattığı her insan ve kulu üzerinde bu ilâhi yasalar hüküm sürmektedir.

Her yasa ihlâli bir süreye tabidir. Allah aceleci değildir, yasalara uyumlanmamız için bizlere hata (günah) kotası açmıştır. Bu elbet O’nun tasarrufundadır. Nedamet farzdır.

Tövbe ve istiğfar, içten mağfiret dilemek ve yakarışlarımız, işlediğimiz yanlışlıkların hafifletilmesine ya da O’nun lûtfuyla üstünün örtülmesine vesile kılacak yönelişimizdir.

Kanunlara duyduğumuz hassasiyeti Allah’ın yasalarına döndürdüğümüzde ne kadar uyduğumuz bireysel, toplumsal, milletçe ve küresel anlamda ortadadır.

Tabiki her koyun kendi bacağından asılacaktır, bizler birer birer kendimizden sorumluyuzdur.

Ve bunları konuşmak dile getirmekle mükellefizdir. İlâhı yasalara uyarılara bir cezalandırma prosedürü gibi bakmamak bilakis cezadan korunma klavuzu olarak algımamız gerekmektedir.

Sen bu yasaları çocuğuna anlatırsın, o yarın arkadaşına eşine anlatacaktır. Yeter ki Kur’an’dan bir dem Hakk’ikat sunulmalıdır.

Muhammedî varlığın kitabını kendi varlığımızda yazılı olan yasalar olarak benimsememiz gereklidir. İ’nsan o yasaların muhatabı değil, o yasaların bizzat kendisidir. Çünkü başı ve sonu nihayetinde insanı ilgilendirmektedir.

Düşünün ki yeryüzünde karbondioksit artsa oksijen azalsa, insan neslinin sonu olurdu, işte bu hayati dengeyi koruyan Allah’ın doğadaki yasasıdır. Sıradan bir bilgi gibi geliyor fakat yaşamamızı bu sıradan ve mucizeliğini yitirmiş olguya borçluyuz yani bu yasayı daim işler durumda tutan Allah’ın hükmüne.

Yerçekimi sadece tek’bir an kaybolsa, bu herşeyin sonu olurdu, bu da Allah’ın yeryüzü ve gökyüzü arasındaki muhteşem denge ve yasasıdır. Bu gibi bilgiler zahiri bilimlerde isimleri konmuş, araştırılıp bir takım verilere dayandırıldığı için günümüzde mucizeliğini kaybetse de bizlerin hayreti hiç bir zaman geçmeyecektir. İ’nsan için tasarlanmış böyle mükemmel ve eksiksiz bir yaratılış şükre ve hamd-a şayandır.

Örnekler sonsuz çoğaltılabilir, bu yasalara secde edenler ve Allah’ı zikretmeyi bir an dahi unutmayan yer ve göğe selâm olsun. Onlar Allah’ın yasalarına secde ederler ve gece gündüz Allah’ı zikrederler.

Allah’ın yasaları zikirle işlemektedir, an’madan varlık sunamazlar, onlar için varlık sunmak hizmet etmektir.

İnsan bu muazzam yapı içinde ne kadarda küçük ve aciz kalıyor, muhtaçlığını, gafletini idrak ediyor.

Buna rağmen, yasalara ihlâle rağmen en çok affedilen ve bağışlanan olabiliyor. İnsan’a bağışlanan unutkanlık bir an gelip umuda dönüşebiliyor.

Hatır’lamak dediğimiz ölçü bile hidayet yolunu açabiliyor.

En başlarda zikrettiğimiz gibi, gafletten uyanmak düşünmek ve aklın yürümesi bizleri varlığımıza yönelmeyi mecbur ettiriyor.

Uyanmak, uyanık olmak gereklidir, uykuya geri dalmamak için sürekli muhabbet üzre konuşmak, anlatmak gereklidir. Belki şu an ki dünyayı (kendimizi) hemen değiştiremeyebiliriz, fakat eminiz ki dönüştürebiliriz.

Değişim hızlı olabilir, fakat kalıcı olmayabilir. Dönüşüm ağırdan olsa da bir daha da eskisi gibi olmamaktır.

İLLALLÂH HÛ..HŞY

You Might Also Like

ÇDO NJERI E KA TË VËRTETËN E VET, “ALLAHUN”, NË BOTËN E TIJ TË BRENDSHME..

DOST İLE CAN’DAN BİR MUHABBET..

HAKİKAT HAKKINDA KONUŞMADILAR.

DOST, HAKK’İKAT’TEN HAKK’İKAT’E YÖNLENDİRİCİDİR..

DOST’UN DERGÂHI’NDA SIBGAT’ULLAH..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

ÇDO NJERI E KA TË VËRTETËN E VET, “ALLAHUN”, NË BOTËN E TIJ TË BRENDSHME..
H Yayıntaş Ağustos 16, 2026
DOST İLE CAN’DAN BİR MUHABBET..
H Yayıntaş Ağustos 16, 2026
HAKİKAT HAKKINDA KONUŞMADILAR.
H Yayıntaş Ağustos 14, 2026
DOST, HAKK’İKAT’TEN HAKK’İKAT’E YÖNLENDİRİCİDİR..
H Yayıntaş Ağustos 12, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?