Kur’an, Muhammed’i varlığın Allah’ından gelen mesajlardır.
Mesaj oluşu, taşıyıcı bir aygıt yani bir aracı ile iletilmiş olmasıdır.
İ’nsan’lık, kendindeki Hakk bilincine ulaşıp mesajları direkt olarak aldığında, birbirine benzer olduğunu görür.
Kur’an’ın içeriği “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmak” olarak zikredilse de, varlığındaki bilince yani Kur’an’a erişenler şereflenirler..
Şeref, onur ve hayy’siyet, dünyaya ve canlılılara olan bakış açını bütünselliğe çevirir. Yukarıdan, göklerden gelecek bir Allah yoktur ki içimize girsin.
İnsan, varlığındaki nûr’u, cevheri, değeri, kıymeti, şerefi, onuru ve haysiyetiyle yaşar.
Allah’ın kendinden yarattığı bu kuvvetleri kullananlar, kendi varlıklarında kuvve (güç, potansiyel, kabiliyet, yetenek ve niyet) melekelerini keşfetmiş olurlar.
Kur’an, meleklerin secdesinden bahsederken, onların Allah’ın emrinde yani şereflenmiş Kâmil İ’nsan emrinde (kabiliyetler ve yetenekler) olduğunu bildirir.
Muhammed’i varlığı şahıstan çıkarıp şahsiyete yücelttiğimizde, iki kere şe’ref’lendiğini görürüz.
İ’nsan, hem dış âleminde hem iç âleminde Muhammedî şuurla şahsiyet kazanarak, Hakk bilincine erişmiş olur.
Muhammed (Allah’ın varlığı) bilinçlerde işleyen düşünce, akıl, fikir, zeka gibi tüm fiilleri sahibiyle yani Kendiyle yaşar.
Muhammedî şuur, fiillerin yani işlerin nerden ve kimden ortaya çıktığı bilinmeyen, etkileşimsiz etkileşimin olduğu Kendiliksiz olan Kendiyle “O” sıfatsızlığına bürünür.
Çünkü Allah’ın R’Ahmet’inden itibaren tüm sıfat, isim ve suretlere baktığında hiçbirinin Kendi olmadığını, fakat Kendinden olduğunu müşahade eder.
Gören ve görünenin bilinmezlik hikmeti bu noktadan zuhur eder.
Tüm sıfat ve fiilleri göz önüne getirin, O’na R’Ahmet eden kimdir.?
İ’nsan, gören ve görünen olarak hem yaratıcı hem yaratılanı içinde barındıran, yüce bir şahsiyettir..
Muhammed’in “ben Allah’ın bildirdiğinden başka bir şey bilmem” demesi, ondaki meleklerin-kuvvelerin-yeteneklerinin seslenişidir. Kendiliksiz olarak bilinmezliğini vurgulayan bu cümle, Kendine geldiğinde bilinirlik olarak âlemlere R’Ahmet edilir.
Hakk’ikat her zam’an paradoks içerir, ancak Kendini tadanlar kendiliksizliği bilebilir.
Çünkü Kendini bilen bir Kendi vardır, O’da Kendiliksiz olmaktır..HŞY

