21/35’te beyan olduğu gibi şu fani âlemde topraktan (bedensel) olan her şey mutlaka, er geç ölümü tadacaktır. Çünkü nefis dediğimiz şey gelip geçici isteklerle donatılmıştır. 32/9’da vurgulandığı üzere bâki olan, Hû nefestir ki o nefes hakikatte ölümsüz olan ruhtur.
2/183 âyette dikkat çekildiği üzere fâni olan nefsin kontrolünü Cenâb-ı Hakk bize bırakmıştır. Oruç, ölümlü olan bedensel isteklerin kontrolünün düşünce eksenimizle beraber O’na yönelişimizin göstergesidir. O’nun rıza-ı ilâhi istekleri doğrultusunda kendimizi ne kadar çok kontrol edersek ve dahi gelip geçici, nefsî isteklerimizi azaltırsak O’nun bize sunduğu nefesi yani ruhumuzu o kadar çok yükseklere çekmiş oluruz.
O’nun istediği infakları yani güzellikleri, iyilikleri O’nun yaratmış olduğu âleme ne kadar çok sunarsak Hakk’ın rızasına erişmiş oluruz. Dolayısıyla nefisler er geç son nefesle topraktan vücud eylenen ateş ve su ile birlikte yerli yerine gidecektir. Sadece O’nun bize sunduğu nefes kalacaktır.
O’nun bize sunduğu nefesin kıymetini yaşarken çok iyi içselleştirerek idrak etmeliyiz. Bu vesileyle orucun kıymetini çok iyi bilip gereğini yapmalıyız. Felâha ermek için riyâzat şarttır. Orucun gayesi ramazan ayındaki Kur’an’ın Muhammedî varlığından zuhur etmesidir.
Bu ayda Kur’an’ı idrak için okumaya özen gösterilmeli, infak için israftan kaçınmalı ve iftar sonrası eğlence gecelerinden uzak durulmalıdır. Güzelliklere yönelmek, çirkinliklere kapanmak gerekir. Çok sabredenlerden olmak, gönül yapmak farzdır. Temiz düşünceyle amel eylemek gerekir.
İftar ve sahurda sofralardan mide ağırlığıyla kalkmamak gereklidir. Az bir vakti kendimize sorun etmemeli, hava aydınlanınca yemeyi kesmeli, hava kararınca sâfiyetli düşüncelerle tuttuğumuz orucu açmalıyız. Ana gaye oruca niyet ettiğimizde orucu put haline getirmemektir. Açlığı, tokluğu abartmamaktır ki niyetimizin içine girip orucu içimizde mânen sindirmektir.
Cenâb-ı Hakk ramazan ayı boyunca tuttuğumuz oruçları dergâh-ı izzetinde infaklarımızla kabul eylesin..HŞY

