İlm-î ledün varlığı, Kendini manâ üzerinden harfler ile izhar eder dersek eksik anlatmış oluruz veya rengiyle izah eder dersek yine eksik söylemiş oluruz..
İlm-î Hâl, O’nun lûtfundan sunduklarıdır.
Hâl-i Mânâ, sunduğu dost varlığından akl’ediş ve idrakıdır.
Akl’ediş ve idrak ilk ve son şeklini renklerin remzine bırakır.
Dost varlığını bürüyen sıgbat’ullah, mânânın bu hâllerini baş çevresindeki seddarında remzin rengiyle taçlandırır..
Dergâhın bütünlüğü, mihenklerin bir’er bir’er Aziz Dost’unda toplanmasıdır..
Hakk’ikat’ten Dergâhlar, Allah’ın Dost’luğuna erenlerinin bu hâller üzre inşâ ettikleri kurucu ol’an önderlerinindir.
O’nlar Kur’an’idir.
Şeyhlikte ise şeyhler bir tekke kurabilirler, fakat dergâh varlığı Dost Mürşid an’layışı ve yönlendirmesi içinde vücûd bulmaktadır.
Bir dergâhın varlığı irşadın kıstası ile bilinir.
Dost’un varlığındaki irşadı İlm-î Hakk’ikat kaynağından beslenmesidir.
Dergâhlarda usûl-erkan önceliğinden ziyade, Aşk-ı muhabbet’ullah zerk edilmesi gereklidir. Tıpkı bir annenin bebeğini dünyaya gelir gelmez kendi öz sütüyle beslemesi gibi, usûl-erkan ve terbiye zerk edilen öz suya cevap verenlerin talebiyle olmalıdır.
Muhabbetsiz tekkeler susuz topraklar gibi çorak kalmaktadırlar. İnancı doğrultusunda tekkelere yol alan topluluklar susuz gidip susuz dönmektedirler.
Dergâh varlığı içinde Dost Mürşid varlığı, Rû’Hû ilâhi nefesle soluklanmaktadırlar. Onların aldığı nefes dahi kendilerine ait değildir.
O’ Hû nefes içinde bir muhabbet’ullah sundukları için dergâhlar, zikir ve ibadet evveli muhabbet meclisleri olarak bilinmektedir.
Dergâhların Rahm’ân kapıları nereden nasıl gelindiğine bakılmaksızın iki kanadıyla taliplerini kuşatmaktadırlar.
Çünkü o dergâh, içindeki şahsiyete ya da şahıslara ait mekânlar değildir. Teslim olanın mabedi-bedeni Hakk’ın elindedir, dolayısıyla dergâhlar da Rahm’ân ol’an Hakk’ın iradesindedir.
Velhasıl kurucu önderlerin devamında yürütülmeye çalışılan tekke veya dergâhlar, yapıyı miras olarak aldığı gibi önderlerinin rengini dolayısıyla mânâsı hâl ol’an Kur’an’ı ve ilm-î ledün varlığını devren alamamaktadırlar.
İlm-î Hakk’ikat, Hakk’ın işlediği bir iradedir.
Hakk Dost varlığının kurucu önderi olduğu dergâhlarda icazet verilebilir ve dahi icazet verenin mutlak surette Hakk’ikat’ten Allah dostu olması, doğru yolun remzini taşıyor olmasına mukabil isabetli olmaktadır.
Dost varlığının ve dahi intisap ettiği Mürşid-i Kâmil’in dahi icazet vermesiyle giydirilen taç ve hırka, girdiği yolun rengini taşımamaktadır. Tacı da hırkası da siyahtır. İcazet alan şahsın şahsiyetlik kazanma yoluna girmesini ifade etmektedir.
Bu ifade yok’luk makamı olup dediğimiz gibi siyah seddar üzeri siyah kuşak kuşananların içsel durumunu ifade etmektedir.
Bu da şeyhlik kisvesi taşımaktadır. Zahiren Mürşid’inden edindiği bilgileri, usûl-erkan çerçevesi içinde canlı bir tatbikata, terbiyeye girmesidir.
Dost Mürşid varlığına intisap etmiş ve icazetini Mürşid’inden alanlar, Rahm’ân kapısından Kendi şahsiyetliğine-varlığına tarik oluşturmakla mükelleftirler.
Rahm’ân kapısı açıktır, yürüyüşü yapıp o kapıdan girecek olan talibin kendisidir. Bu noktadan sonra talip hem yönlendirilmeye açık hem tek başına yürüyeceğinin idrakında olmalıdır.
Rahm’ân varlığının kapısından Rahîm kapısına yönelişte talibin içsel aşkına, bağlılığına, sadakatine, muhabbetine ve gayretine bağlı olmaktadır. Esasen bu unsurlar tarikin başından nefes aldığı müddetçe devamlı kılınması gerekmektedir.
Rahîm varlığı kapısı R’Ahmet’in aktığı kapıdır. Okuyacağı kitabını O’nun lûtfuyla Rahmân ve Rahîm olan Allah’ım varlığıyla ilmi Hakk’ikat’ini okuyacaktır. Kulluk şuuru bu nokta oluşmaya başlamaktadır.
İcazete talib olan bireyler, bir er ol’ma yolunda önderleri vesilesiyle o kapıların kendilerine açık olduğunu yine o silsileden yönelen ve o silsileye mensup bir Mürşid-i Kâmil’i Cemâl eylemesi gerekmektedir.
Her yöneliş Dost Cemâl’inden olup, yönelenin rabıtası bir noktaya yapışmalıdır.
Cemâl varlığı, suretin iki kaş arasından belirginleşmektedir.
İntisapta göz ile görüp temas kurmak, yönelişi Cemâl’in varlığında kuvvetlendirmekte ve rabıtayı sağlam temeller üzerine kurdurmaktadır.
Zikrettiğimiz gibi şeyhlik (icazet alan), intisap ettiği Mürşid-i Kâmil’in önderliğinde olup, nüfuz eden ilmi bilgilerle, topluluğunu var’ol’an yön içinde tutabilmektir.
Genişletmek ve derinleştirmek ve dahi (içinde bulunduğu dergâhın duvarlarını yükseltmek) yüceltmek gayret ve çabadan ayrılmamaktır.
Kemâlat, talibin hem doğru istikamette seyr-ü sülûk eylemesi, hem de istikrarlı yönelişinin neticesiyle son-uca erebilmektedir.
Elbette bazı yapılanmalar gel zaman git zaman şeyhlik ile yürütülen ve şeyhin şeyhe verdiği taç hırka içindeki mânâyı ve renklerin sembolize ettiği içsel mesajları yitirme noktasına getirebilmektedir.
Siyah destar ve seddarın üzerindeki siyah kuşak sözüm ona şeyhlerin yokluk kisvesine büründüğünün nişanesidir.
Bu Hakk’ikat’ler tüm dergâhlarda barındırılması gereken, daha doğrusu barındırılırsa Hakk’ikat’e eren, bir yöreye ya da töreye has görenekler değildir.
Kâbe Allah’ın evi niteliğinde anılmakla bir’likte siyah bir renge büründürülmüştür.
Siyah olmasının sebebi cihadın oradan başladığını işaret etmektedir. İcazetin siyah seddar üzeri siyah bağı mücadele, içsel âleminin dışsal âlemine açtığı savaştır.
Siyah destar üzeri beyaz tepe bağ, cihadın kazananı kaybedini olmadığını, fakat saflaşma-durulma-dinginleşme yoluna girilip sulhun başladığının remzîdir.
Siyah destardan sonra yeşil bağ, sulhun barış ile mütmainliğe erdiğini ve iç âleminde yeni bir hayy’atın-dirilişin başladığının işaretidir.
Yeşil kainatta canlılık ve hayat kaynağı olarak bilinmektedir, aynı kaynak batıni yolculuk dediğimiz seyr-ü sülûk içinde de sadece rengiyle kendini belli etmemektedir.
İlm-i Hâkk’ikat’ten bir mânâ, manâ içinden bir hâl, hâlin neticesi bir bilinçle idrak açıcı bir muhabbet’ullah sunulmasıdır.
“Biz İslâmiyeti ve müslümanlığı ve dahi Muhammedî varlığı hiç böyle bilmiyorduk, bize böyle öğretmediler, anlatmadılar. Muhabbet’ullah’ı dinledikçe susuyoruz, susadıkça daha çok din’lemek istiyoruz” diyenlerin varlığına R’Ahmet olsun inşAllah.
Ruhî Aşk ile yöneliş, Ru’Hû ilâhi için akıtılan gözyaşı toprağımızı besleyen bir yakarıştır.
Cümle tabiat nasıl ki su ile hayat buluyorsa, insanın içsel ihtiyacı da muhabbet suyuyla can bulmaktadır. Kurak topraklarda hiç canlılık gören varmıdır.
Kur’an’ “altlarından pınarlar akan cennetler” ifadesini sıkça kullanır. Dergâhlar Hakk’ikat’in kaynağından beslendikçe hayy ve diridirler. O kaynaktan muhabbet’ullah suyunu akıttıkça bahçelerini cennete dönüştürürler.
Hem diridirler hem can suyu olup dirilişe yönlendirirler..HŞY

