Kur’an’ı Kerim’de vücûd bul’an ayet’ullah’lar ilîm dışında Hakk Dost Mürşid kabul etmemektedir. İlîm ledün’e vâkıf olan Mürşid-i kâmil ol’an el’Velî’dir..İşte, ölümsüzlük sırrı da bu silsileyi tarikin nimetiyle beslenenlerin içindedir..
Ölümsüzlük düşüncesi bedenen algılanacak en son şeydir. Fikriyatı bile sonsuz kudrete tâbi olan düşünceden doğmaktadır.
Şu âlemi bir seyredin, fânilik içinde bâkilik sırlıdır. Her görünen madde ona verilmiş bir süreye kadar canlıdır, sonra tekrar canlanır.
Bu insanlar için bir ibret tablosudur. Ölüm-uyku sonrası yeniden canlanan tabiat bu döngüyü kendine tanınmış bir nizam-plan içinde sürdürür. Bitmeden başlamak yoktur.
Tasavvufun öğretisi bir bitiş, yok’oluş, ölüm değildir. Tasavvufi anlayış yeniden dirilmeye ve diriltilmeye odaklıdır. Hiç bir canlı için mutlaklık yoktur ve fakat her canlı için yeniden yenilenmek, canlanıp ve dirilmek farzdır ki emirdir..
Ölümü öldüren ölümsüzlük düşüncesi fıtratımıza yaratılıştan işlenen bir kod’dur. Bizler bu anlayışın fiziksel bir sürece tâbi olmadığı bilmekteyiz.
Karun gibi zengin Firavun’ların cesetlerini mumyalayıp toprak olmalarını engellemeleri, topraktan yaratılmış olan İ’ns’an’ı insanlığını kabul etmeyişleridir. İşte onlar neslin bir iradesi olduğunu düşünen sapkın topluluklardır.
Allah’ın vâdi olan yeniden diriliş, fiziki bedenin ötesinde mânâyı maneviyatla, uhreviliği ruhaniyetimizle hayy’at eylemektir..
Ölümsüz olacak olan bedenler değildir, düşüncenin bağlı olduğu kaynaktır..
Ölümsüzlüğü bulmak, O’ndan başka bir ilâh olmadığının idrakına varmaktır. Ölümsüz olmak O’ ruhi’ilâhi varlıkta bir bilinç kazanmaktır.
Ölümsüz olmak lâ ilâhe İLLALLÂH varabilmektir..
Allah tasavvurunu dahi kişiselleştirip insani meziyetlere haps’ediyoruz, o haps edilen hâşâ Allah değildir, çizdiğimiz zihinsel sınırlarımızdır..
Daha geniş düşünmek, evrensel bir an’layış içine girmek Muhammedi Kur’an ile örneklen’dirilmiştir.
Allah isim ve sıfatlarıyla her insanda bir’dir. İ’ns’an o isim ve sıfatlarla bütünleşmelidir. Kendi kâinatını keşfetmelidir.
Hükmü görüp Allah’a atfetmek cahil işidir, o hükmün evveline bakmak gerekir.
“O’ dilediği kulunu hidayete erdirir” ayet’ullah’ı, mânâ-en O’nun dileğine uymaktır.
Her hükmün evveli bir çaba ve gayrete tâbidir.
Allah’ın kurduğu ilâhi sistemi çok iyi idrak etmek gerekir, iç’sel düşünen toplumlar bu idrake eren’lerdir..
O’ Allah ki bizleri anlaşılması güç zorlu bir âlemde yaratmamıştır.
Kainatı İ’ns’an’a, İ’ns’an’ı da Kendine benzer yaratmıştır ki düşünülüp akl’edenlerden olalım istemektedir.
Hiç bir şey ne madde ne mânâ bizim dışımızda değildir, mânâyı maddeye dönüştüren güç nasıl ki düşüncemizdeyse, maddeyi mânâya tekrar ilk hâline getirebilmekte yine İ’ns’an’a has bir şahitlik içermektedir.
Kudret Allah’ın iradesidir. Allah lafzı, tarikimizin başladığı silsile-i’yi varlığımızdır.
Tarik bizden O’na doğru değildir, O’ndan fizik vücûda doğru akıttıklarıdır..
- Tarik, O’nuTUn yaratma kudretiyle başlamıştır..HŞY

