Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerik sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz. "Kabul Et"e tıklayarak, çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz. Çerez Politikamız
Kabut Et
YabendeYabendeYabende
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Köşe Yazıları
    • Tasavvuf
    • Felsefe
    • Tarih
    • Kültür / Sanat
    • Diğer
  • İletişim
Okunuyor: SİLSİLE-İ SOY VARLIĞIMIZ, HAKK’İKAT’TEN R’AHMET’İN KAPIMIZ..
Giriş Yap
Bildirimler Daha Fazlası
Font ResizerAa
YabendeYabende
Font ResizerAa
Arama
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Yazarlar
  • Tasavvuf
  • Felsefe
  • Tarih
  • Kültür / Sanat
  • Diğer
  • İletişim
Giriş Yap
Bizi Takip Edin
© 2024 Yabende
Yabende > H Yayıntaş > SİLSİLE-İ SOY VARLIĞIMIZ, HAKK’İKAT’TEN R’AHMET’İN KAPIMIZ..
H Yayıntaş

SİLSİLE-İ SOY VARLIĞIMIZ, HAKK’İKAT’TEN R’AHMET’İN KAPIMIZ..

H Şükrü Yayıntaş
Tarih: 19/08/2026
H Şükrü Yayıntaş 35 kez okundu

Hak’ikat’ten hayy’atta en hakiki mürşid ilîm’dir, sözü tasavvufi mânâda batınen yerindedir..

Çünkü, gerçekten öte üst konumda yaşar iken hakiki rû’hû canlılık sun’an batıni sırr-i ilâhi ilîm sahibi Dost ol’an Mürşid’dir. Şeyh’lik sıfatı zahir’en yerini korusa da, batınen bir manevi görüntüsü bulunmamaktadır. Zahiren kabile idarecisinin yaşam içindeki maddesel konumunu göstermektedir. Günümüzde şeyh’lik sıfatı tasavvufi açıdan manevî olarak hiç bir hükmü geçerliği sunulmamakta olup bir meta olarak ve şekli gösteriş biçiminde kullanılmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın bu hâle rızalığı katiyen yoktur..

Hakk’ikat’in zuhuratı olmadan, bir tecellisi olmaz.

Bu âlem Hakk’ikat’in zuhuratı ile belirginleşmekte ve tecellileri ile açığa çıkmaktadır.

Hakk’ikat o zuhuratın içsel varlığımızda tahakkuk etmesidir, bu tahakkuk sonrası varlığımızdan tecelliler meydana gelir.

Hakk’ikat’ten bir Mürşid-i Kâmil, İ’nsan’da Allah’ın tecelli etmesi ve zuhuratının bil’diri’liğidir.

Hakk’ikat’ten Mürşid-i Kâmil bir gönül pişiricisidir, intisap etmeden önce kişi içten bir hazırlık sürecinden geçmelidir. Mürşid’in yanı paldır küldür varlıcak bir yer değildir, bu benzetmeler içsel bir hazırlık sürecidir, gelmeden evvel hazır edilmesi gereken unsurlardır.

Arayışta olan inançlı temiz ve saf insanların intisap edeceği yola bakması, bir fikir sahibi olması, isteklerinin ve beklentilerinin karşılanması noktasında tatmin edici olup olmadığına, biat’tan önce taliblik-talebelik yoluna girip girmene kararını, içsel bir düşünce ile alması gereklidir. Her Mürşid her müridin yönlediricisi olmadığı gibi, her mürid Mürşid’inin silsile-i soy varlığından kokmaktadır.

Hakk Mürşid dileyen bir can, evvela Allah’a karşı bir alaka duymalıdır, merak etmelidir ki şiddetli bir ilgisi olanların varacağı kapıdır Dost Mürşid kapısı.

Herkes Hakk’ikat’ten bir Mürşid bulamamaktan yakınmakta, bir sor kendine ey insan arayan Hakk’ikat’ten mi aramakta.

Şeyhlerin kol gezdiği günümüzde, şeyhlik ismiyle Mürşid’lik vasfı ve sıfatı karıştırılmamalıdır.

Şeyh ile Mürşid’i ayıran en önemli etken arayışta olan kişinin talebi doğrultusundadır.

Bir çok dergâh, tekke ve zaviye vardır, içlerinde en kalabalık olan grupların ticari ve siyasi bir duruşları olduğu aşikardır.

Toplulukların Hakk ile batılı ayırma yetisi azalmıştır. Mürşid-i Kâmil olan İ’ns’an bir debdebe, şaşa ve dünyevi görsellere ihtiyaç duymayanlardır.

Böyle örneklendirince kıssadan hisse Hz. Süleyman hatırımıza gelmektedir.

Devrinin kralıdır, güçlüdür, zengindir, mabedleri altın ve değerli taşlarla bezenmiştir, üstüne üstlük cinler ve topluluğu emrine verilmiştir. Rüzgar emrindedir, hikmet yani olayların iç yüzünü kavrama yetisi verilmiştir, ledün varlığı içindedir, kısaca Allah’ın lûtfuyla, Allah’ın iradesine tasarrufunca mazhar kılınmıştır.

Bu kudret ve güç herkesin ezberinde olandır, oysa ki Kur’an’da bir ayet’ullah vardır ki Hz. Süleyman’ın tüm gücü ve kudreti yerle bir olmuştur.

Kur’an kıssaları ibretlik olaylar taşımaktadır, işlerine geldiği gibi anlatanlara kulak vermemek gereklidir, o kitabı açıp okuyup düşünmek ve akl’etmek gereklidir. Dostlarının yoluna, nimet verilenlerin yoluna girilmeden, bu hikmetli kitap herkese kendini açmamaktadır.

Hikmet ve nimet verilenler içinde de, bazı peygamber ve Resûllerin düştüğü hataları acı da olsa okuyup, anlayıp, düşünmek ders ve öğüt almak gereklidir.

Yoksa Hz. Süleyman gibi olmaya çalışanların, insanlığa verdiği hezimet daha vahim sonuçlarla karşımıza çıkacaktır.

Çünkü insanların çoğusu ne malımdan olayım ne Allah’ımdan zihniyetiyle içsel bir tarike gireceğini zannetmektedir.

Biliniz ki hiç bir insan, dahi kul, aklı malında bir sonuca (hideyet yoluna) varamamaktadır.

Kur’an bizlere bunların bilgisini vermektedir.

Her kim olursa olsun, ki Hakk’ikat’ten Mürşid varlığı olsun, hata yapmaya ve ikaz ile doğrulmaya muhattabtır. Kimileri Mürşid-i Kamil İ’nsan’ı hatasız ve kusursuz görür, nerdeyse insandan saymazlar, kur’an’ı açıp idrak ile okuyalım, Allah’a kul olmuş kulluk arz etmiş peygamber ve Resûlleri beşeriyetliklerinden men edilmişler midir? Tariki silsilenin yürüyüşü, hatalardan ders alıp yola devam edebilmektir.

Kur’an’ı bu bilinçle okumak gerekir.

Hz. Musa’nın Hızır ile olan kıssası, Musa’nın bizlere sabırsız tabiatını anlatır, uyarılar ve ikazlar alır.

Hz. Yunus, kavmini Allah’ın emri olmadan terk eder ve içsel sıkıntılarla boğuşur.

Hz. Muhammed, kureyşin önde gelen isimlerini İslâm’a kazandırmak isterken, araya giren bir körü görmezden gelir ki o kör arayıştadır, ona yüzünü ekşitip ilgilenmez, ve hemen ayet’ullah ile ikaz gelir.

Ve daha nice uyarılar ikazlar peygamberlere Resûllere yapılmıştır. Bu hadiselerin kıssaların ve ayet’ullah’ların idrakına varmak gereklidir.

Hakk’ikat’ten iç’sel tarik yoluna girmek bu ikaz ve uyarılara razı olarak girmektir.

Çünkü Hakk Dost Mürşid’e intisap eden imtihan edilecektir. Hakiki Kendi Rû’Hû varlığına Biad edecektir. İmtihan edilmeyen tek bir kul yoktur ki biz insanlar bundan bi haberizdir.

Kur’an “mallar ve evlatları” Allah yolunda, O’nun yolunda imtihan vesilesi kılmıştır.

İster tariki içinde olsun ister olmasın, ister gaflette inkarcı olsun ister imanlı bir mümin olsun, imtihan herkesin terazisinde vardır.

Dergâha vardım elimi kolumu sallayarak. Mürşid’e vardım eğildim elini koklayarak. Hoş sohbet ettik uğurladı ardımızdan bakarak. Ne kolay bir iş imiş Allah yoluna adanmak.

Böyle bir anlayış Allah’a yönelmek dileyenlerin anlayışı değildir. Almaya mı gidiyoruz vermeye mi, bu çok iyi düşünülüp idrak edilmedir.

İntisap edenin içi yanmalıdır, biad’ın varlığına rücu etmek için yanmalıdır ki kurak toprağına R’Ahmet suyunu çeksin.

Önce vermeyi bilmelidir, Allah’a bir teslim’iyet sunmak ise gaye, üstündeki tüm güç sembollerinden kendini arındırmalıdır.

Aklı fikri işte, yatırımda, madde kazanma hırsında olmamalıdır. Allah ile arasına tek bir zerre koymamalıdır.

Eş, çoluk çocuk, anne, baba Allah ile araya onlarda girmemelidir. Yöneldiği Mürşid varlığına rabt olmalı yönlendirdiği istikamette yol almalıdır.

Hakk’ikat’ten Mürşid varlığı, Hakk’ikat’ten yönlendirici dileyenlerin bu maddeleri gözden ve gönülden çıkarmaları gerekmektedir.

Çoğu insan şöyle diyecektir;

Aman Mürşid’im ne yaptınız, akşam eve gitmeden dergâha muhabbete gelirsem eşim beni terk eder. Hafta sonu dergâha hizmete gelirsem çocuklarım bir daha yüzüme bakmaz. Aman Mürşid’im bayram sabahı misafirlerim geliyor bayramlaşmaya katılamam. Aman Mürşid’im o benim garantim Allah yoluna harcayamam..

Hâl böyle olunca Hakk’ikat’ten Mürşid çoğunun işine gelmemektedir, hiç olmazsa kıyısından ucundan tutalım diyenler de bir murada erememiştir.

Şeyhlerin çokluğu malından, ailesinden, nefsinden ve kendinden geçemeyenlere bir alternatif olmuştur. Ne acı ki günümüz anlatımı ile, her okutan rahatça anlasın diye, bir idrak ve uyanış nasip olsun diye açıkça ifade etmeye çalıştık.

Mürşid’in imtihanından geçmeyen Allah’ın imtihanından geçemez. Mürşid varlığı Resûl varlığı olarak görünüz, ona duyulan inanç, verilen biat’ta Allah’ın kulluk imtihanına hazırlığıdır.

Kulların imtihanı her zaman daha çetin olmuştur, zahirde yavaş yavaş olan imtihanlar zamana tâbidir. Batındaki imtihanlar uyarı ve ikaz ile tövbeye ve yeniden temiz bir yönelişe sevk etmektedir.

Bazı seküler topluluklarda Allah ile arama kimseyi sokmam, demektedir, eğer kendi kendine yönlendiricisiz bulunan bir Allah olsaydı, ortalık Hakk’ikat’ten peygamber ve Resûlle dolardı.

Mürşid varlığı herkesin zannında oluşmuş Allah kavramını, yönlendirdiği tarik üzre işaretlerle talibin kendi varlığını keşfe çıkarmasıdır.

Talip Mürşid’in yönlendirmelerine araya hiç bir şey koymadan ve Hz. Musa gibi itiraz etmeden tabi olmalıdır.

Muhammedî Mürşid varlığı ile şeyhliği bir’birinden ayıran çizgi, furkan çizgisidir, Hakk ile batıl olan açık seçik seçilir hâle gelir.

Talip, Hakk Dost Mürşid’inin Hakk’ikat’ten yönlendirici olduğunu, iç’sel varlığını keşfetmeden idrak etmemektedir.

Silsile-i soy varlığından beslenen Mürşid varlığı, o soy varlığının içinde intisap edenleri değil, gönül verenleri yönlendirmektedir. Nereye! Canın Kendi rû’hû varlığına Biad ile.

Bu noktada Mürşid varlığının bir ayrım ya da iltimas yapması söz konusu bile değildir, varlığın kitabından ve tecrübeyle sabit bilmektedirler.

İntisap eden ile talip olan farklılık göstermektedir.

İntisap o uzandığı elden akıl almaya gelendir, talip ol’an gönüllüdür, daim kendinden verendir, Kendi içselliğini aşk-ı muhabbetle talep edendir. Yoksa sadece sunî Hayy Hayy devranlarıyla değildir, aldatıcı hallere dikkat edilmelidir.

Her ne kadar inancı olan saf insanlar Hakk Dost aramaktaysa, biliniz ki O’ Dost varlığı da onları rû’hû aşk ile aramaktadır.

Buluşma denilen o bağlantı, talibin aşkına daha çok bağlıdır.

Her satıcının bir alıcısı olduğu gibi, her alıcının bir satıcısı vardır.

Hakk’ikat’ten yönelmek isteyene, Hakk’ikat’ten bir yönlendirici mutlak surette yaratılmıştır.

İki ucun birbirine değmesi için her iki tarafta da bir kıvılcım olması şarttır, o kıvılcım Mürşid’lik vasfına Mürid’ini çekecektir, gönülden mürid olma talebinde olan da Mürşid’ini iple çekecektir. Allah’ın ipine dostlar tutunabilir, esasen o ip dostları gönülden birarada tutmaktadır.

Dostla dostluk kurulmadan, Dost’un huzuruna varılmaz. Malı, şöhreti, eşi, işi, evladı yani masivayı ötelemeden, Allah’ın ilmî sırrına nail olunmaz, O’nun rızai ilâhiyesi olmadan rû’hû kazanç sağlanılmaz..HŞY

You Might Also Like

DÖNÜŞÜM YOLDA, SEN’DE KATIL TARİK-İ KERVANA..

ÇDO NJERI E KA TË VËRTETËN E VET, “ALLAHUN”, NË BOTËN E TIJ TË BRENDSHME..

DOST İLE CAN’DAN BİR MUHABBET..

HAKİKAT HAKKINDA KONUŞMADILAR.

DOST, HAKK’İKAT’TEN HAKK’İKAT’E YÖNLENDİRİCİDİR..

Sosyal Medyada Paylaş:
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Copy Link Print
Yorum Yazınız

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Eklenenler

DÖNÜŞÜM YOLDA, SEN’DE KATIL TARİK-İ KERVANA..
H Yayıntaş Ağustos 18, 2026
ÇDO NJERI E KA TË VËRTETËN E VET, “ALLAHUN”, NË BOTËN E TIJ TË BRENDSHME..
H Yayıntaş Ağustos 16, 2026
DOST İLE CAN’DAN BİR MUHABBET..
H Yayıntaş Ağustos 16, 2026
HAKİKAT HAKKINDA KONUŞMADILAR.
H Yayıntaş Ağustos 14, 2026

Bizi Takip Edin

FacebookLike
TwitterFollow
InstagramFollow
YabendeYabende
Bizi Takip Edin
Telif Hakkı © 2024 Yabende. Tüm Hakları Saklıdır.
Hoşgeldiniz

Giriş yapmak için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.

Şifrenizi mi unuttunuz?