Cenab-ı Allah-u Teâlâ Hazretlerinin ayların en kıymetlisi olduğunu buyurduğu Muharrem ayını 2026 Haziran 15 öğleden sonra girdik..
Ramazan ayında, Ramazan ayına has ibadetlerle hassaslaşan yüreğimiz, Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarının manalarıyla birlikte şereflendi. Bu manaları örtünmeye çalıştık, çabaladık. Kurban ibadetini içsel, derin manasıyla hâl edinmeye çalıştık ve nihayet, halimizin ne derece açılımlar yapabildiğini görebileceğimiz kıymetli Muharrem ayını kavuştuk..
Olduğuyla yetinmeyen, ruhen gelişmeyi ve değişmeyi can-ı gönülden dileyen kişinin gönlü nasıl dayanır Muharrem ayının ifade ettiği derin manaya?
Gelin Muharrem ayının kıymeti üzerinde biraz tefekkür edelim:
Nedir Muharrem ayını bu kadar kıymetli yapan?
Muharrem ayı, ay takvimine göre yılın ilk ayıdır. Kurban bayramının birinci gününden başlayarak sayıldığında yirminci gün Muharrem ayının ilk öğleden sonra ikindi itibariyle giriş günü olup sonraki gün 1 Muharrem olarak başlamaktadır..
Pek çok tarihsel olay yaşanmıştır bu zaman diliminde. Mesela rivayetlere göre Âdem Peygamberin tövbesi bu ayda kabul edilmiştir, Nuh Peygamberin gemisinin tufandan kurtulması da yine bu ayda gerçekleşmiştir. Yunus Peygamberin balığın karnından çıkıp kurtulması, İdris Peygamberin göğe çıkması, İbrahim Peygamberin Nemrut’un ateşinden azad olması da yine bu ayda gerçekleşmiştir. Bu ay, Yusuf Peygamberin atıldığı kuyudan kurtulduğu, Eyüp Peygamberin dertlerinden kurtulup sağlığına kavuştuğu, Musa Peygamberin Kızıl Denizi yarıp geçtiği, İsa Peygamberin göğe yükseldiği ve Resulullah Efendimiz (s.a.v)‘ın müşrik Arapların reva gördükleri zulüm ve baskıdan kurtulmak için Mekke’den Medine’ye göç edip sağ ve esen olarak Medine’ye ulaştığı aydır.
Bu ay sadece sevindirici olayların yaşandığı bir ay değildir. Muharrem ayı sevincinin yanı sıra bir hüzün ayıdır. Ehlibeyt soyu için bir hüzün ve matem ayıdır..
Muharrem ayı Hz. Muhammed’in soyuna yapılan zulümlerin doruğa çıktığı, katliama dönüştüğü bir aydır. Çölün ortasında, Kerbela’da Resûl’ullah torun ve evlatlarının şehadete yürüdükleri bir aydır. Bir avuç insana, yaşlısı, çocuğu, kadını, erkeği ayırt edilmeksizin insanlık dışı eziyetlerin yapıldığı, zulmün, hıyanetin, arkadan vurmanın en vahim örneğinin yaşandığı, bir kıyam ayıdır..
Hz. İmam Hüseyin şahadetlerinde, 57 yaşlarında idi. Hz. Resûl’ullah ile 6, Hz. Ali (kv) ile 37 yıl yaşamışlar, kardeşleri Hz. İmam Hasan Hazretleri’nden sonra da on yıl biraz fazla ömür sürmüşlerdir..
Hz. Resûl’ullah’ın; “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim” buyurdukları Hz. İmam Hüseyin; bu ŞEHADETİ ile Müminlik iddiasında bulunanlar tarafından nasıl ihanete uğradığını, nasıl şehit edildiğini, Hz. Resûl’ullah’ın vücutları mesabesinde bulunan vücutlarının, nasıl cefalara layık görüldüğünü, Hz. Peygamber’in öpüp kokladığı başın, gözlerin, dudakların nasıl hakaret gördüğünü, bütün âleme ilan etmiştir.
Hz. İmam Hüseyin saltanat elde etmek için değil, İslamiyet’i, İslam’iyet içindeki müminliği ve dinin iç’sel esasını korumak için harekete geçmişti. Hz İmam Hüseyin biliyordu ki; dört bucağı sarmış zulme, gözleri karartmış hırsa karşı, üst olmayacaktı.
Hz. İmam Hüseyin İslam uğruna kendisini, kendi aşk ve istekleriyle; dostlarını, ehlini-ayalini tehlikeye atmak zorundaydı. Böyle bir zamanda asıl tehlike susmak, zulme boyun eğmek, bey’atı kabul etmek, İslam’ın izzetini, zillete satmaktı.
Hz. İmam Hüseyin, Hz Resulullah’a ve dinine karşı kendisini amaç edinenlerin, şehit etmek isteyenlerin, iç yüzlerini insanlık âlemine göstermek istiyordu. Hz. İmam Hüseyin dostlarının şehadetini gördü; yüzüyle, özüyle Hz. Peygamber’i andıran oğlu Ali Ekber’i, gözünün önünde kanlara bulandı. Süt emer çağındaki yavrusu Ali Asgar’ı kucağında oklandı.
Hz. Hüseyin şehadetiyle İslam’ın izzetini, İmanın kudretini, hakkın bâtıla karşı zaferini bütün âleme bildirdi, ceddinin dinini ihya etti.
Hz. İmam Hüseyin bu şehadet ile Ümmeye oğullarının, Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye torunu Yezid soylarının, sözde Müslümanlığa inanmış görünüp mümin olamayanların, Hz. Muhammed ve “EHL-İ BEYT” soylarına yapmış oldukları zulümleri, cefaları bütün insanlık âlemine safha safha göstermişlerdir.
Hz. İmam Hüseyin, Yezid’in ve ondan sonraki ona tâbi olan zalimlerin, zulmün karşısındaydı. O, bir İslam fedaisiydi ve buna memurdu. Bu memuriyetini de gerçek bir surette yerine getirmiştir.
Hz. İmam insanlığın, insan hürlüğünün, zulme karşı duruşunun ebedi bir örneği oldu.
Canıyla, kanıyla bu zulmün karşısında durmasaydı zulüm adalet yerine geçecek, kötülük İslam şiarı olacaktı.
Hz. İmam Hüseyin ki, şehadetinden sonra yüzyıllar geçtiği halde, sevenlerin gönüllerinde her an yaşamada, ümmeti Müslüman’ı kurtarmak için âleme rû’hû Rahmet olmaktadır. Hz İmam Hüseyin ki; her an zulme uğrayanlara güç kuvvet vermekte, her an zulme karşı durmakta, her an Hakk’ı izhar etmektedir.
Bu şehadet olayından sonra, her sene Muharrem ayında Şehid-i Kerbela için Ehlibeyt âşıklarına matemler tazelenir..
Bu kıymetli ay ayırt edilmeksizin, Peygamber Efendimiz’i ve evlatlarını, torunlarını seven her Müslüman mümin’in Ehl-i Beyt ile bütünleşmeye çalıştığı aydır..
Turuk-u Âlî’ye bağlı tüm tarikatlar Muharrem ayının hüznünü, on iki gün süren acısını, kederini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, tüm tarikatlar Ehlibeyt’in ruhaniyetleriyle bütünleşebilmek için Muharrem ayını bilinçli yaşarlar.
Dervişler bu aya hürmetle ihtiyaçlarını kısıtlarlar, daha az gıda alarak karınlarını tıka basa doyurmazlar, kana kana su içmezler, kırmızı et yemezler, kendi içsel yakarışlarında ve dualarında
Kerbela şehitlerini gözyaşlarıyla yâd ederler. Bir araya gelip, İmam Hüseyin ve beraberindeki canların ruhaniyetleri için dua ederler. Gülmezler, düğün dernek veya eğlenceye iştirak etmezler, iştahları kesilir, suyu boğazlarından kana kana geçiremezler. Şekilsel olarak değil fakat kendi içlerinde Mah-ı Muharrem‘in matemini tutarlar. Matemin o kendine has hüznünü hâl edinmeye çalışırlar.
Her şeyden önce Mürşidlerini örnek alırlar, silsileyi Mürşidlerinin matem tuttuğu gibi matem tutmaya çalışırlar. Mürşid’lerinin gözlerinde Kerbela’nın yedi kat manasını idrak etmeye çabalarlar..
Bir tasavvufi dergâha kendini bağlı gören can, yaşlısı, genci, çocuğu, bebeği ayırt edilmeksizin aklın alamayacağı işkencelerin reva görüldüğü Kerbela’yı andıkça, sızısından kanamaya başlar kalpleri. Kanayan yaradan yeşeren kanatlar alır, uçurur sizi, Hakk Dost’un yanına götürür. O’nun gözlerinden görmeye başlarsınız Kerbela toprağının toza dumana katılmış anlarını.
Muharrem ayında, Dost’un, Kerbela’nın manasına gebe gözlerine baktığınızda kanlı gözlerinde yedi kat Kerbela’yı görürsünüz. Ağlayışlarına yaş yetiştiremeyen gözleri Hüseyin gibi bakar; derin, hüzünlü ve kederli.
O Dost ki, Muharrem ayında Hz. Hüseyin der demez, gözyaşları akar. Öyle bir akar ki, sanırsın gözlerinden kanlar akar.
O Dost ki, Muharrem ayında sofraya oturamaz, boğazında lokmalar düğümlenir, su içemez, su sesine dayanamaz.
O Dost ki, denizlere, nehirlere bakamaz, gözünün önünde kana döner o nehirler, denizler. Susuzluktan ağızları dudakları kuruyan bebeleri hatırlar..
İşte Muharrem ayı kişiye Mürşidinin aynasında kendini öğretir. İlerleyebilmek için kelamdan çok hale bürünmemiz gerektiğini, halimizin genetiğimize işlemesi gerektiğini ve ancak o zaman yaşanılanları gerçek anlamıyla kavrayabileceğimizi ve kendi içimizde yaşatabileceğimizi öğretir..
Muharrem, kişinin kendini kurban etmesini, kendini yok saymasını, hiç olduğunu idrak etmesini sağlar. Kendimizi terk ederek, hiç tereddüt etmeksizin canımızı sahibine verebilme gücünü aşılar..
Herkes sormalı bir kendine?
Şu anda, tam şimdi, ”Senden gelecek her şeye razıyım Ya Rabbim !! “ diyebilir miyiz?
Onlar dediler. Resûl’ullah (s.a.v) Evlatları ve torunları ve onların yanındaki canlar dediler, hem de bir an olsun kalpleri bozulmadan, tereddüt etmeksizin vaktin imamına teslim oldular..
O gün Kerbela, bugün de Kerbela. Hz. Hüseyin bedenen şehit oldu fakat duruşu ve rû’hû ebedi olarak yaşayacaktır. Onu yaşatabilmek için İslami bir hayy’at yaşamak gerekir. İslami hayattan uzak ise bir kişi, Hüseyin gibi duramaz, onun ne demek istediğini, niçin şahadete yürüdüğünü, O’nun dostlarını ve düşmanlarını tanıyamaz. Hüseyin’in davetini duyamaz. Onun çağrısını işitebilmemiz için kalp zeminimizin hazır olması gerekir.
Anlayan bir kalbe, duyan bir kulağa ve gören bir göze sahip olmalıyız. Muharrem’i idrak için Hüseyin’i sevmeliyiz.
O’nun gayreti insanları “Tevhide ve Resûl’ullah’ın sünnetine çağırmak, ıslah etmek” içindi. O son gecesinde bile tüm benliği ile Yüce Yaradan’a iman, itaat ile teslim olurken, insanlar fesat ve fitneye başvurmuşlardı.
Hüseyin demek, İmanda kararlılık, fesada prim vermemek demektir. Hakk üzerinde direnmek, ne bedel olursa olsun sadakati ispatlamak, dilde ve eylemde cesaret demek bir o kadar müşfik ve merhametli olmak demektir.
Zamanın fesat çıkaranlarına yüz vermemek, zamanın getirilerine alışmamak, baskı ve şiddet ile sindirilmemek, küfür ve şeytanın hilelerine karşı uyanık olmak, imanda sebat ve şahadetten korkmamak, izzete önem vermek, dini eğip bükmemek, âyetler ile doğrudan kendini sorumlu tutmaktır..
Daha sayamadığımız nice özellikleri de vardır. O’nunla ortak olan özelliklerimizi saymaya çalışsak hangilerini sayabiliriz. Daha doğrusu daha iyi düşünebilmek için şöyle sorabiliriz kendimize. O gün o toplumda olsaydık, Kufe’de, Mekke’de veya Medine’de ve Hz. Hüseyin’in yolculuğunu duysaydık, biz de onunla yolculuğa çıkar aynı amacı amaçlar mıydık?
Eğer içten ve samimiyetle “Katılırdım” diyorsak, bilmeliyiz ki bu yolculuk henüz bitmemistir. O fitne, fesad hala devam ettiği gibi o direniş ve ıslah da devam ediyor, Hz. Hüseyin ile başlayan o yolculuk dünya kıyametine kadar da devam edecektir. Eğer o kervana katılmayı kabul ediyorsak onu gerçekten imam ve veli edinmişizdir..
Bilinçle, imanla kuşanıp tevekkül edelim Rabbimize, çıkalım yola iç’sel tarikimize, çizelim yolumuzu bizden önce Peygamberimizin (s.a v) ve ehlibeyt’inin girdiği gibi Sırat-ı Müstakim’e, şahit olsun hayy’at insanlar ve âlemler.
Yüreğimiz Hz Hüseyin’in yüreğiyle paralel çarpsın, bağlansın, birleşsin.
Kim bilir, belki Peygamber Efendimiz’in Hüseyin için dediğini, o da senin için söyler: “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim”..
Özetle, Muharrem ayını; Hz. Hüseyin’in uğrunda canını feda ettiği hak, adalet, rahmet, merhamet, müsamaha ve şefkat duygularının yeniden ihyâsı ve Müslümanların müminlik muhabbeti, kardeşlik ve beraberlik duygularının güçlenmesi için fırsat bilmeliyiz.
Nitekim Muharrem ayında yaşattığımız aşure geleneğimiz birlik ve beraberliğimizin, kaynaşma, paylaşma ve dayanışmamızın bir simgesidir. Tıpkı aşure aşında bir araya gelen farklı nimetlerin aynı ortak tada katkı sağlamaları gibi. Milletimiz asırlardır sürdürdüğü gelenekleriyle bugün de birlikte yaşamanın gereği olarak sevinç ve kederi, muhabbet ve meşakkati paylaşmaya devam etmektedir..
Kızgın kumlarda kurb’a doğru bir yolculuktu onlarınkisi, susuz ama başları dik, Furkan’ın mirasıyla yürüyorlardı, Kerbelâ önlerindeydi, onlarınkisi bile bile bir yolculuktu..
Yâ Kerbelâ!! Hiç ağlama boşuna. Bilemezsin ki sen, nasıl ağlanırmış Hakk uğruna. Batıl putun olmuş senin, sen kırmızıdan geçemezsin. Çünkü yıkık gönüllere sinmiş bir kere zalim kokun..
Hâla akar kırmızı o kızgın kumlardan. Vakit her yılın deminde Kerb’e doğru ilerledikçe belâ’nın kırmızı kokusu havada sinsice dolanır, ancak ne vakit ap- ak bir inci akar meveddet çanağına dönmüş o al gözlerden, işte o vakit Kerb’in kumlarına aşk şerbeti düşer, Mustâfâ’dan Ahmed gönüllerden bize doğru an an Hüseyin akar…
Bu vesileyle, Rahmet Peygamberi’nin çiçeği, cennet gençlerinin seyyidi, ümmetin gözbebeği Hz. Hüseyin Efendimizi ve bütün şehitlerimizi rahmet, minnet, şükran ve tazîm ile yâd ediyoruz.
Ehl-i Beyt-i Mustafâ’nın muhabbetinin her daim yüreklerimizde bâki kalmasını, onlardan bize miras kalan insanî ve ahlakî erdemlerin zihin ve gönül dünyamızı tezyîn etmesini, bu değerler etrafında kenetlenen sevgi ve bağlılığımızın perçinlenmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz..
Cenab-ı Hakk Teâlâ Hazretleri bu hâl üzere olabilmeyi, Mah-ı Muharrem’in manasını idrak edebilmemizi ihsan eylesin, İnşallah, yâ Hû..HŞY

